Cinsellik
Sonic heroes
Yazar Administrator   

SONİC HEROES

Rahatatlıkla gözlemleyebileceğiniz gibi, piyasalara sürülen aksiyon oyunlarının genelde, biz ne kadar oynarken zevk alsak ta, vurdulu kırdılı, patlamalı çatlamalı olduğu ortada. Devamlı birilerini öldürür, döver, hatta vücutlarını birkaç parçaya ayırmaya kadar abartırız. Tabii ki bunların hepsi oyun içerisinde olan şeyler ve orada kalırlar. Arada sırada, piyasaya sürülen ve biz oyunculara sadece ve sadece eğlence, hareketlilik vaadeden yapımlar da olmuyor değil. Önemli bir amaç peşinde koşmak ya da gereken kişiyi, vücuduna yüzlerce kurşun sıkıp öldürmekten çok, birbirinden farklı haritalarda gezip, bizi rahatsız eden ve düşmandan bile sayılmayacak varlıkları engellemek gibi işler yaptığımız yapımlara rastlamak da hoş birşey. Sonic Heroes da, az evvelki tanıma uyan nadir oyunlardan birisi, vaadettiği şey eğlence, hareketlilik ve cıvıl cıvıl bir ortam. Biz daha ne isteriz ki?

Rengarenk bir dünya


Sonic Heroes aksiyon türünde olmasına rağmen, bu aksiyonu daha çok hareket ve bol puan toplamak üzerine yoğunlaştırıyor. En önemli özelliklerinden birisi de, oynanabilecek birçok karakter ve bölüm olması. Bize eğlence sunmanın yanında, yapmamız gereken ufak tefek şeyler eklemeyi de ihmal etmemişler ki, oyunun bir anlamı olması için bunun da önemi var. Genelde bir yerden bir yere ulaşma ya da boss’ları saf dışı bırakmak gibi yapmamız gerekenler var. Bunların dışında, devamlı hareket ediyor, bir yerlerden atlayıp zıplıyor, bol bol puan topluyor, hatta havalarda süzülüp rampalar ile ekranın orasına burasına fırlıyoruz. Bunları o sırada yaşamak ve genel anlamdaki aksiyonların gerilimli havasından kurtulup, bu atmosfere girmek ilaç gibi gelebiliyor. Ufak tefek mini bulmacalar eklemeyi de ihmal etmemişler, bu işin tuzu biberi olmuş.

Oynayabileceğimiz birkaç mod mevcut. Tek kişilik modu seçtiğimizde, bize birkaç seçenek daha sunuluyor. Story modu ile birlikte belirli bir hikayeyi izleyerek, bölümleri geçip başarılı olmaya çalışıyoruz. Tutorial’da kontroller öğretiliyor ancak birkaç tuş dışında öğrenmek için uğraş vereceğimiz hiçbirşey yok, tuşlar gayet basit. Yine de bölümler içinde önümüze çıkabilecek engellere ve platformlara alışmak amacıyla bir göz atmanızda fayda var. Story’yi seçip hikaye moduna girdiğimiz zaman, bizden takım seçmemiz isteniyor. Üç kişilik takımların bulunduğu bu ekranda, ana senaryo için Sonic’in takımını seçmek mümkün, yalnız işin güzelliği şurada; diğer takımların da kendilerine göre hikayeleri var ve seçtiğiniz her farklı takım, farklı bir senaryoyu da beraberinde getiriyor, bu da oyunun zengin bir içeriğe sahip olduğunu gösteriyor. Başlangıç noktaları, haritalar ve demo’ların değişkenlik göstermesi, bunun başka bir kanıtı. Sonic’in takımını seçtiğinizi varsayarak ilk bölüme adımımızı atıyoruz.

Daha nefes almadan aksiyon hemen başlıyor. Bölümler içerisinde hızlı bir şekilde durmadan ileriyor ve oraya buraya zıplıyoruz. Çevrede toplayabileceğimiz yüzükler ve değişik materyaller bulunuyor. Bu yüzükleri toplamak, hatta kaybetmemek çok önemli, çünkü bölümler sonunda aldığımız puanlar bu yüzüklere bağlı. Puanımızın yüksekliğine bakarak da bir sürü bonusa ulaşabiliyoruz; gizli bölümler açılabiliyor ya da oynayabileceğimiz yeni mod’lar ekleniyor. Bu yüzden bölüm içlerinde toplayabildiğiniz kadar yüzük toplamanız gerekiyor. Karakterlerden bahsetmek gerekirse, oyunun en önemli özelliklerinden birisi, her karakterin kendine has özelliklerinin olması ve gereken yerlerde bunları devreye sokmamızın gerekmesi. Mavi kahramanımız Sonic, hızı ve belirli yerlerde yapabileceği manevralarla ön plana çıkıyor. Saldırı özelliği ise vasat sayılır. Kırmızı kahramanımız, hızlı değil ancak tabiri caizse vurdu mu deviriyor. Karşınıza çıkan düşmanları, kırmızı adamımız ile tek hamlede yok edebilir, güçlü saldırılarından yararlanabilirsiniz, ayrıca bazen önümüzü kapatan kapı ve kaya gibi engelleri yıkmakta da üstüne yok. Sarı renkteki kahramanımız ise marifetlerini havada sergiliyor. Yüksek platformlara gelindiği zaman, sarı kahramanımız ile uçuş moduna geçebilir ve yüksek yerlere ya da ara boşluk olan mesafelerde uçuş yapabiliriz. Ayrıca kendisinin havada saldırıp, havada bulunan düşmanları yere düşürebilme özelliği de var.

Takım ruhu geri döndü!


Seçilebilecek birçok takım olduğundan bahsettik. Sonic’in takımının dışında, diğer takımlar da 3’er kişiden oluşuyorlar. İçlerinde bulunan oynanabilir karakterler de birbirinden renkli ve değişikler, ancak tüm takımlardaki elemanlar Sonic takımındaki gibi özelliklere sahipler. Yani, her takımda bir hızlı, bir güçlü ve bir de uçabilen karakter mevcut, onlara da kendilerine has özellikler eklenmemiş. Bölüm sırasında kontrol ettiğimiz karakteri, tek bir tuş ile değiştirebilmek mümkün. O an kontrol etmekte olduğumuz karakter, takım lideri konumuna geliyor ve onun özelliklerini kullanmaya başlıyoruz. Karşımıza çıkacak olan durumlara göre, o an kontrol etmekte olduğumuz karakteri değiştirmemiz gerekiyor. Bölüm içerisinde bilgisayar bunu bize simgeler ile önceden bildirebiliyor, kimi zaman da, o an kontrol etmemiz gereken kişiyi kendimiz bulmamız gerekiyor. Bazen de, çeşitli kapılardan geçince otomatik olarak kahramanımız değişiyor, bu da biraz sonra o kahramanın özelliklerini önemli bir yerde kullanmamız gerekeceği anlamına geliyor.

Atmosfer, başlar başlamaz bizi sarmaya ve hareketlilik kazandırmaya başlıyor. Cıvıl cıvıl ve rengarenk grafikleri görünce, bu zevk ikiye katlanıyor. Bölümler aşırı detaylı olmasa da, aksiyon / platform karışımı bir oyun için birçok engel ve değişik alanlar ile karşılaşıyoruz. Bölümler zengin içeriklere sahipler, çeştli rampalardan fırlayarak oradan oraya uçabiliyor ya da daracık deliklerden başka bölümlere açılabiliyoruz. Tırmanmalı, tutunmalı, kaymalı yerler mevcut ve üstelik bunlara hiç hız kesmeden giriş yapıyoruz. Normal aksiyon oyunlarındaki gibi durup düşünmek yok, sadece hareketlilik var. Bu cıvıl cıvıl ve hareketli grafikler gerçekten çok güzel görüntüler oluşturuyorlar ama maalsef yaratabileceği dezavantajlardan da bahsetmek gerekiyor. Sonic Heroes’un o kadar hızlı bir oynanışı var ki, rengarenk bir oyun olması dolayısıyla bir yerden sonra baş ağrısı yaratma riski doğurabiliyor, özellikle bu konuda hassas olan arkadaşların, sık sık ara vermeleri ya da uzun süre oynamamaları gerekebilir. Tabii, bir de gözlerimizi yorma riski var. Uzun süre oynadığınız zaman gözünüzü ciddi biçimde yorabiliyor, bu açıdan Sonic Heroes’un ciddi bir dezavantajı bulunuyor.

Bölüm içlerinde, bir lideri yönetmekte olduğumuz vakit, diğer adamlarımız da bizimle beraber gelmeye devam ediyorlar ve hatta gizliden gizliye onlarla da bir kapışma içerisinde oluyoruz. Normalde aynı amaçta başarılı olmak için mücadele etsek te, bölüm içlerinde yüzük ya da çeşitli materyalleri toplarken, onlarla bir rekabete girebiliyoruz. Bunun yanında, düşmanlara karşı koyarken bize yardımcı oluyorlar ve devamlı kollamaya çalışıyorlar. Tabii üç kişilik bir takımın karşısında, düşmanların çok da fazla şansları olmuyor, düşmanları öldürme konusunda herhangi bir sıkıntı yaşamayacağız. Yapay zekaları, buna sebep olacak biçimde tasarlanmamış.

Düşman öldürme ve yüzükleri toplamanın bir başka önemi de, “Team Blast” olayı. Öldürdükçe ve bol bol yüzük toplayınca, sağ üst köşede bir bar’ın dolduğunu göreceksiniz. Bar, tamamen dolduktan sonra, “Z” tuşuna basarak Team Blast yapabiliyoruz ve o sırada civarda bulunan tüm düşmanlar yok edilmiş oluyor. Kalabalık yerlerde, tek tek uğraşmamak için oldukça uygun bir opsiyon bu. Yanlışlıkla bir düşman tarafından vurulursak, ya da bir yere aniden çarparsak, üzerimizdeki yüzükler etrafa saçılıyor, onlar yok olmadan tekrar toplamamız gerekiyor, yoksa boş yere puan kaybetmiş oluruz. Sonic Heroes’da, platform oyunlarında olduğu gibi hak sistemi mevcut. Başarısız olduğumuz ve aşağı düştüğümüz bazı bölgelerde bir hak kaybediyoruz, tabii bölüm içlerinde yenilerini bulmak da mümkün. Bölümler dümdüz sade biçimde devam etmiyor, bonus materyaller toplayabileceğimiz yan yollara ya da üst-alt kısımlara girebiliyoruz. Bu gibi olaylar, oyunu gerçekten zengin kılıyor.

Yorulmak bilmeyen kahraman Sonic!


Sonic Heroes’da hazırlanmış olan ara demo’lar çok güzel. Onlarda da aksiyondan ve hızdan hiç ödün verilmemiş. Seslerde de bir problem yok, gayet normal, yalnız müzikler hafiften can sıkıcı bir durum teşkil ediyor. Başlangıçta, Sonic Heroes için özel bir sountrack yapılması enteresan olmuş. Onun dışında, bölüm içlerinde kendini tekrar eden müzikler, uzun sayılan bölümler içerisinde can sıkıcı bir hal alabiliyor. Hikaye modu’nun dışında, iki kişilik oyun moduna geçip, arkadaşlarımız ile eski Sonic oyunlarından bildiğimiz üzere yarışabilmek ve bol puan toplamaya çalışmak mümkün. Bu da bize eğlenceli dakikalar yaşatabilecek bir başka özellik.

Birçok aksiyonun arasında, Sonic Heroes eğlenceli ve bitmek tükenmek bilmeden hızlı oynanışı ile kendini gösteriyor ve daha küçük yaştaki oyunculara hitap ediyormuş gibi gözükse de aslında herkesin oynayabileceği bir yapım olarak göze çarpyor. Arada sırada bu gibi oyunlar oynamak, bizi bir nebze olsun rahatlatıyor, çünkü etrafta zaten yeteri kadar çok silahlı oyun mevcut.
 
Serious sam 2
Yazar Administrator   
SERİOUS SAM 2
Yahu daha ilkinin çıktığı ne kadar oldu ki? 6-7 ay ancak olmuştur.. Çoğumuz halen (hile yapmadan) easy seviyesinden yukarıda oyunu bitirmeye çabalarken, ikincisi geldi. Sanıyorum üçüncüsünün de yarısı tamamlanmıştır. Hani stüdyo, casting, hikaye vs. gibi şeyler hiç sallanmadan hazırlanan berbat Brezilya dizileri vardır ya, bu oyun da aşağı yukarı öyle bir şey işte.

İlki çıktığında, oyuncuları "ikiye bölmüştü". Bir grup "amanın pek güzel, pek şirin, zaten atmosferi, sürükleyici bir hikayesi olan fps'lerden bıkmıştık, şahane oldu bu" diyerek oyunu çok sevmiş, bir grup da "sadece ateş edip durduğunuz saçmasapan ve sıkıcı bir quake kopyası" demişti, ki ben de bu ikinci gruptanım. Hatta sanırım o gruptaki tek insan da benim. Oyun dergilerine, web sitelerine bakıyorum oyunu yere göğe koyamıyorlar. En çok söylenen de "stres atmak için birebir". Evet ama akvaryum seyretmek de aynı etkiyi yapıyor..

Anladığınız üzere, birincisini çok sevmemiştim. Anlamadıysanız yine şahsımın kaleme aldığı ilk oyunun incelemesini buraya tıklayarak okuyun, oraya tıkladığınızda birşey olmuyorsa, Murat tembellik yapıp bir link vermemiş demektir, boşverin. İncelemenin daha başında söyleyeyim de içimde kalmasın: İkincisini daha da sevmedim. Serious Sam bir nevi Televole gibi, yani kaliteyi düşürdükçe, basitleştikçe daha çok ilgi göreceğini düşünüyor. Netekim aynen öyle olmuş. İyice platform oyununa dönmüş. Çok kolaylaştırıldığı gibi, "inip kalkan sütunlardan kaçmaca", "pervanelerin üstünden zıplamaca" gibi abuk sabuk "yeni özellikler" kazanmış. Tek verebileceği kesintisiz aksiyon olan bir oyuna bu gibi saçma şeylerin de eklenmesiyle iyice çekilmez olmuş.. Şu kadarını söyleyeyim, beşinci bölümden sonra gerçekten çok sıkıldığımdan oyunu kaldırdım.

Değişiklikleri merak ediyorsanız, pek birşey yok. Hikaye zaten yoktu, şimdi de yok. (Sam'in bindiği uçan daire soğan kafalı uzaylıların kullandığı bir araçla çarpışır ve Sam dünyanın bilinmeyen bir bölgesine düşer vs..) Atmosfer diye birşey halen sözkonusu değil. Eee, ne var peki? Biraz makyajlanmış bir grafik motoru, üç beş yeni düşman ve silah.. Diğer bir deyişle, amatör bir oyuncunun sıksa üç dört ayda tamamlayabileceği bir mod'da da olabilecek şeyler. Croteam'in amatör bir oyuncuya karşı tek avantajı, fazladan bir sürü map yapabilmesi. Yani oyunun devam bölümü, hakikaten de "devam" niteliğinde, zaten bu kadar kısa bir zamanda tamamlanabilmesinin nedeni de bu. Öte yandan, kesintisiz ateş etme "zevkinden" başka hiçbir şeyi olmayan bir oyuna da eklenebilecek pek birşey yok. Croteam'de bunu bildiğinden olsa gerek, platform zıplamacaları gibi "devrim niteliğinde yeniliklere" başvurma yoluna gitmiş. Aslında bunu yaparken de kendi kuyusunu kazmış, çünkü yukarıda da dediğim gibi, oyunun sunabileceği tek şey hiç bitmeyen bir aksiyon, bu tür zıplama/hoplamalar ise o aksiyonu kesintiye uğratıyor ve oyuncuyu sıkıyor.

Hala "yenilikleri" öğrenmekte ısrarcı mısınız? Peki öyleyse.. Grafik motoru (Mısır atmosferi artık kusma isteği vereceğinden olsa gerek) ağaç, ot gibi şeyleri de yaratabilecek şekilde yenilenmiş. Tabii sistem ihtiyaçları da biraz daha artmış. 64 RAM ve 8 MB'lık ekran kartıyla ilk oyunu çalıştırmıştım, bunda doğru dürüst çalıştıramadım. Kaplamalar artık biraz daha güzel. İlk oyunda da devasa açık alanlar sözkonusuydu, bunda daha da "açık" alanlar var. Hatta şöyle söyleyeyim, ilk gördüğümde "ulan buranın hepsini bir seferde yüklemiş olamaz, kesin şimdi load ekranına girecem" dediğim mekanlar çok oldu. Artık (neyse ki) Mısır ortamı iddiasından vazgeçilmiş, hele ilk bölümler sürekli ormanlık arazilerde geçiyor.

Elinde hızar taşıyan kabak kafalı bir tip ve roket atan tuhaf birşey gibi yeni düşmanlar eklenmiş. Ayrıca yeni silahlar, itemler.. İlk oyunda olup olmadığını hatırlamıyorum ama, bir komando bıçağı (tahmin edebileceğiniz gibi hiçbir işe yaramıyor), hızar, alev makinası, sniper tüfengi, ayrıca daha hızlı ilerleminizi sağlayan, sizi bir süreliğine "god" yapan item'ler.. Ne ararsanız var, afiyet olsun. Ben almayayım. İlk oyuna 75 vermiştim, seviyeyi daha da düşürdüğü için buna 65 verdim. Üçüncüsünde (yapacak başka birşeyleri olmadığından kaliteyi iyice düşürecekleri için) notu 45 olacak. Fakat siz bana bakmayın.. Deli gibi oynayanların sürüsüne bereket, an başta da Murat geliyor. Oyuna 90'dan az puan verirsem, beni Paşa'ya (Murat'ın uyuz ve de paranoyak kedisi) yem yapacağını söyledi. Paşa, aç patilerini, ben geliyorum..
 
Secrets of kanuni
Yazar Administrator   

SECRETS OF KANUNİ

Şimdiye kadar Rapstar 1 - 1,5 , oyunyapimi.org ve Secrets of Sultan Kanuni amatör yapımlarıyla adını duyuran, bir süredir de Sevgilim Olur Musun'un yapımıyla uğraşmakta olan Fatih Uzun'un eş zamanlı geliştirmekte olduğu en son oyunu Secrets of Sultan Kanuni 2 internette indirilebilir olarak sunuldu. Daha önceki oyunlarında adventure unsurlarına başarılı bir biçimde oyunlarında yer ver veren Fatih Uzun, SoSK 2'de bunun yanı sıra daha güzel grafikler ve farklı yönde ilerlemeye başlayan konu içeriğiyle ayrı bir öneme sahip.

Serinin ilk oyununu oynamamış olanlar için kahramanlarımızdan ve oyunun arka planından biraz bahsedelim. Ana karakterimizin ismi Ali ve kendisi bir tekvandocu. Bir gece rüyasında Kanuni Sultan Süleyman'ı görür ve başlar gizli hazinenin yerini aramaya. Tesadüf de budur ya, büyük hazine Ali'nin kendi mahallesindeki müzenin bahçesinde gizlidir ve çabuk hareket edilmez de kötü güçlerin eline geçerse dünyanın sonunu getirecektir. İlk oyunda yaptığımız şey Kanuni Sultan Süleyman'ın bu gizli hazinesini (sihirli ayakkabılar) bulmak olmuştu. Bulmuş ve dünyanın kontrolünü elinde bulunduran çok gizli bir örgütün daha da güçlenmesinin önüne geçmiştik. İkinci bölüm de ilkinin bıraktığı yerden başlıyor diyebiliriz. SoSK 2'nin hemen başında kahramanımız Ali yine rüyasında Kanuni Sultan Süleyman'ı görüyor ve Nostradamus'un bir başka kehaneti daha ortaya çıkıyor, ardından da ilk oyundan hatırlayacağımız ajanlar evimize baskın yaparak ayakkabıları çalmaya çalışıyorlar. Onlardan kurtuluyoruz, fakat arada ayakkabıları kaptırıyoruz. Artık amacımız ayakkabıları ve dolaylı yoldan da tekrar dünyayı kurtarmak üzere Türkiye'den Amerika'ya, oradan da Neo ile birlikte Zion'a kadar kâh komik, kâh düşündürücü yolculuğunda Ali'ye yoldaşlık etmek…

Koş Ali Koş

Daha oyuna girmeden önce SoSK 2 hakkında dikkatinizi bir takım özellikler çekecektir. Bunların başında oyunun boyutu geliyor diyebiliriz. Önceki Fatih Uzun oyunlarının neredeyse 20 - 30 misli büyüklüğünde bir dosyayı internetten indiriyorsunuz ki bu, oyun hakkında hiçbir şey bilmiyor olsanız bile sizi farklı bir şeylerin oyunda karşılayacağının göstergesi oluveriyor. Oyuna girer girmez de ilk dikkatinizi haliyle grafikler çekiyor. Oyunun çok büyük bir kısmında üç boyutlu tasarımlar gözünüze çarpıyor; kaldı ki bu teknik başta Syberia olmak üzere çok fazla sayıda gördüğümüz bir uygulama. Her ne kadar Sultan Süleyman'ın göründüğü kısımlar gerçek dünya görüntülerinin biraz gerisinde kalsa da onların da genele uyum sağladığını söyleyebiliriz. Açılış kısmında yer alan Ali'nin dairesi gerçekten de çok güzel bir görünüme sahip. Daha sonrasında sokak ve ilerledikçe müze ile beraber bilhassa bilgisayarlı odanın görüntüsü sizi elle tutulur, ticari bir oyun oynadığınız izlenimi vermekten hiç de geri kalmıyor. Yalnız oyunun bundan sonraki kısımlarında, bazı noktalarda dikkatlerden kaçmayan farklılaşmalar görülüyor. Oyunu Türkiye ve Amerika diye iki kısma bölersek Türkiye'de grafiksel olarak bazı anlarda hayret verici derecede başarılı ve daha uzun bir oynanış süresi görüyorken, Amerika'da neredeyse 180 derecelik bir dönüşle bunlarda bir gerileme görüyoruz. Keza bulmacaların da bundan etkilendiği söylenebilir. Daha özensiz grafikler, aksiyon dozu haddinden fazla yüksek bulmacalar her ne kadar sizi aşırı derecede rahatsız etmese de, keşke aynı seviyede tutulmaya devam edilseymiş diye de hayıflanılmıyor değil.

Oyunun Türkiye'de geçen kısımlarındaki bulmacalar insanlarla konuşmanızı gerektiren bazı durumlar gösteriyor. İlk oyundan en çok hoşuma giden yan karakterlerden biri olan müze bekçisi yerli yerinde duruyor, onun yanı sıra bir de Fransız Lokanta'sı oyuna eklenmiş. Hepsinde de kendine özgü bir hava var ve bunun o ufak tefek pikselli hallerine iyi bir biçimde uydurulmasından söz etmek lazım. Konuşmalarda geçen espri unsurlarından da ayrıca söz etmek lazım tabii ki. Neredeyse bütün cisimler için yazılan ayrıca yazılar var ve diyalog ağaçlarının buna uygun bir dağılım gösteriyor olması da ayrıca güzel.
 
Scarface
Yazar Administrator   

SCARFACE

Scarface ve Reservoir Dogs uzun zamandır beklediğim iki yapımdı. Aslında ilgimi çekmelerinin nedeni, dünya tarihine geçmiş, iki kült filmin oyunları olmasıydı. Reservoir Dogs, maalesef istediğim gibi değildi. Filmde olayların nasıl geliştiğini anlatıyordu, fakat daha iyi olmasını ve bana o atmosferi daha fazla sunmasını isterdim.

Klasik


EA Games'in Godfather'ın da göremediğimiz Al Pacino, sonunda dijital dünyada kendisini Scarface ile beraber gösterdi. Efendim nedir bu Scarface veya Türkçesiyle Yaralı Yüz? 1983 yılında çekilen eşsiz bir film… Kübalı olan Tony Montana (Al Pacino), büyük düşlerle Miami'ye gelir. Amacı zengin olmak ve para kazanmaktır. Bu yüzden Robert Loggia isimli bir uyuşturucu patronunun yanında çalışmaya başlar. Ancak Montana'nın zekâsı ve hırsı, kendi patronunu bile yok edip, en büyük olmasını sağlar. Yaklaşık üç saat süren film, uyuşturucu ticaretini ve yeraltı dünyasında nelerin döndüğünü gösteren bir yapımdı. Oliver Stone'un senaryosunu yazdığı Scarface, Brian De Palma'nın yönetmenliğinde çekilmişti. Haliyle tutulan ve bazı kişilere bile ilham olan Yaralı Yüz'ün, oyunu için de girişimlere başlandı ve sonunda tamamlanıp, biz kullanıcılarla buluştu.

Al Pacino'lu GTA?


Filmden karelerle başlayan oyunumuz bizi direk olarak Tutorial'a yönlendiriyor. Fare ile şunu yapın, bununla şunu vs… gibi öğretici bir programdan sonra direk olarak aksiyon içine dalıyoruz. Malikânemizi basan adamlara karşı elimizde taramalı ile mücadeleye girmemiz gerekiyor. Buradan paçayı sağ kurtardıktan sonra asıl oyun başlıyor. Film gibi bir açılıştan sonra 1980'lerin Miami'sinde kendimizi buluyoruz. Yönettiğimiz karakter tabii ki suratı ve görünüşüyle Al Pacino. Bu noktadan sonra yapım bir anda değişiyor. Oynarken karşımda GTA Vice City'i görür gibi oldum. Karşımdaki adeta GTA'ydı, ancak arada tabii ki farklar da vardı.

Scarface'te ilk olarak bir özgürlük var, çünkü koca Miami şehrindesiniz. Arabanıza atladığınız gibi etrafı turlayabilirsiniz. Yapmamız gereken son derece basit; aldığımız görevleri başarılı bir şekilde yerine getirip, para kazanmak ve servetimizi yeniden yapmak.

Oyunun hemen başında malikânemize yapılan baskınla oldukça para kaybetmiş durumdayız. Görevler aslında yine GTA'dan hatırlayacağımız gibi bir yeri basma, para alma, birini öldürmek vs… gibi alışkın olduğumuz klasik mafya görevleri. İşte bu görevleri yaparken bol bol aksiyona başvuracağız.
 
<< Başa Dön < Önceki 1 2 3 4 Sonraki > Sona Git >>

Sonuçlar 15 - 28 Toplam: 47

Bolcana Son Makaleler