Merhaba, Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya üye olun.
Aktivasyon mailiniz gelmediyse buraya tıklayın.

Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz

 
Gelişmiş Arama

9125 Mesaj 4692 Konu- Gönderen: 1190 Üye - Son üye: kezban

22 Kasım 2008, 23:44:41
Cafein.Biz ForumlarıResim - FotoğrafResimler (Genel)Hayvanlar Alemi (Moderatör: RosaLinda)yılanların cinsleri resimleri özellikleri..
Sayfa: [1]   Aşağı git
Yazdır
Gönderen Konu: yılanların cinsleri resimleri özellikleri..  (Okunma Sayısı 484 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
RosaLinda
Forum Yöneticisi
Bizden
*****

Teşekkürler: 1467
Offline Offline

Cinsiyet: Bayan
Mesaj Sayısı: 5585



Üyelik Bilgileri WWW
« : 18 Aralık 2007, 19:35:33 »

yılanların cinsleri resimleri özellikleri..
Yılan, pullular (Squamata) takımının yılanlar (Serpentes) alt takımını oluşturan yerde sürünerek hareket eden pullu, uzun hayvanların ortak adı.

Konu başlıkları


* 1 Özellikleri
* 2 Beslenme
* 3 Üreme
* 4 Genel bilgiler
* 5 Sınıflandırma
* 6 Dış bağlantılar

Özellikleri

Vücutlarını örten boynuzsu tabakanın kalınlaşmasından pulları meydana gelmiştir. Bu sayede vücuttaki suyun buharlaşma ile kaybı önlenmiş olur. Vücutlarını örten pulların şekli ve rengi sınıflandırmada önemli rol oynar.Salgı bezleri olmadığından derileri daima kurudur. Büyümeyi engellediği için zaman zaman deri değiştirirler.

Dişler besini tutmaya yarar ve geriye doğru yatıkçadır. Zehirli yılanlarda ön çenede uzun oluklu zehir dişleri de vardır. Bunlarda tükürük bezleri, zehir bezine dönüşmüştür. Yürekleri üç gözlüdür. Yarım bir zar ile kısmen ayrılmış olan karıncıkta karışık kan bulunur. Vücutlarında da karışık kan dolaşır. Güneşin altında yatarak vücutlarını sıcak kayalara temas ettirerek, vücut ısılarını yükseltirler. Sonbaharda, kuytu yerlere çekilerek kışı hareketsiz ve uyuşuk olarak geçirirler. İlkbaharda, kış uykusundan uyanınca tekrar ortalıkta görünmeye başlarlar.

Beslenme

Canlı hayvan avlayarak beslenirler. Böcek, karınca yiyenleri olmakla beraber, fare gibi kemiricilerin baş düşmanıdırlar. Boa ve piton gibi büyükleri, avlarını sıkarak öldürdükten sonra yutarlar. Bütün yılanlar avlarını parçalamadan bütün olarak yutarlar. Çeneleri 180° ye kadar açıldığından iri avlarını yutmakta zorluk çekmezler. Küçük bir bahçe yılanı, iri bir kurbağayı rahatça yutabilir. Kuş ve kertenkele de yerler. Zehirlerinden de panzehir yapılarak faydalanılmaktadır.

Üreme

Yılanlar yumurtlayarak ürerler. Yumurtalardan ergine benzer yavrular çıkar. Bunlar hemen başlarının çevresine bakarlar. Boa, anakonda ve engereklerin çoğu yavrularını doğurur. Bunlar gerçek doğum değildir. Yumurtalar ana karnında gelişip açıldığından doğum gibi görülür. Buna “‘ovoviviparite” denir.

Genel bilgiler


Yılanlar, genellikle üç metre öteyi göremezler. Koku almada burun deliklerini değil dillerini kullanırlar. Uzun ve çatallı dillerinin her iki ucu havadan ve yerden gelen kimyasal kokuları alır. İçeri çekildiğinde dil ucundaki kokular damaktaki jakobson organında duyu haline dönüştürülür. Engerek yılanları zehirledikleri avının izini dilleriyle takip ederler ve ölüsünü bularak yutarlar. Yılanların burun delikleri, ağız kapalıyken alt çenedeki hava borusunun üzerine geldiğinden ağızlarını açmadan solunum yaparlar. Avlarını yutarken ağız açık olduğundan burun deliklerinin hava borusuyla ilgisi kesilir. Böyle zamanlarda, vücutlarında bulunan hava torbalarındaki yedek havadan faydalanırlar. Çoğu yılanların sadece sağ akciğerleri gelişmiştir. Diğeri adeta kaybolmuştur. Boa ve piton yılanlarında sol akciğerler küçüktür. İri avların yutulması uzun sürdüğü zaman ağız tabanında bulunan soluk borusunun girişi ağızdan dışarı çıkarılabilir. Bu özellik büyük hayvanları yemek için bir adaptasyondur, yılana ağız dolu olduğunda dahi nefes alma imkânı sağlamaktadır.

Dış kulakları olmadığından, uzun zaman yılanlar sağır zannedildi. Çeneleriyle kulakları arasında kemik bağlantıları olduğundan, üzerinde bulunduğu toprağın yansıttığı sarsıntıları kolayca işitirler. Çenesini yere koyan çıngıraklı bir yılan çok uzaktan gelen bir atın ayak seslerini kolayca duyabilir. Yılanların bulunabildiği arâzilerden geçen bir insan, gürültülü ayak darbeleriyle yürüdüğünde hiçbir yılana rastlamaz. Bazı yılanların göz ve burunları arasında ince zarlı iki çukur bulunur. Bunlar, sıcak kanlı hayvanların vücutlarından yayılan ısı dalgalarını (infrared) tespit ederler. Bunların sayesinde avlarını karanlıkta bile bularak takip ederler. Yılan zehiri av etini eritmeye yarayan kuvvetli bir sindirim sıvısıdır. Zehirsiz yılanlarda bile zehirli olan kuvvetli bir sindirim sıvısı vardır. Ağızlarına parmak sokulduğunda veya dişlendiğinde tükürüklerinden dolayı yanma ve şişme yapar. Dişleri sökülen zehirli yılanlarda dişler tekrar sürer. Yılanların renkleri ve boyları çeşitlidir. Zehirli yılanların başları üçgen ve kuyrukları küt olduğu söylenirse de bunlar kesin belirtiler olamaz. Her yılan zehirli kabul edilerek sakınmak gerekir.

Sınıflandırma

İnce yılan (Coluber najadum) Türkiye'de bulunur.
İnce yılan (Coluber najadum) Türkiye'de bulunur.
Hierophis viridiflavus
Hierophis viridiflavus

* Üst familya: Booidea
o Aniliidae
o Anomochilidae
o Boidae
o Bolyeriidae
o Cylindrophiidae
o Loxocemidae
o Pythonidae
o Tropidophiidae
o Uropeltidae
o Xenopeltidae
* Üst familya: Typhlopoidea
o Anomalepididae
o Leptotyphlopidae
o Typhlopidae
* Üst familya: Colubroidea
o Acrochordidae
o Atractaspididae
o Colubridae
o Elapidae
o Hydrophiidae
o Viperidae
















YILANLARIN İŞİTMESİ....


İnsanların duyduğu seslerin tümü dış kulaklar tarafından alınır. Sesler, önce orta, daha sonra iç kulak yoluyla titreşimler göndererek kulak zarını titretirler. Bizler bu sayede duyarız. Yılanların başlarının dışında özel bir kulak bölümleri yoktur. Fakat iç kısımlarında kulak bölümleri vardır. Sesler yılanın vücuduna kaslardan geçerek gelir. En sonunda ise çenelerindeki kemiklere gider. Bu kemikler içteki kulak bölümlerine bitişiktir. Yılanların duyması bu sayede gerçekleşir.


TÜRK YILANI BARANİ..

Adnan Menderes Üniversitesinden (ADÜ) bir ekip, Hatay'ın Dörtyol ilçesi yakınlarında TÜBİTAK tarafından desteklenen proje kapsamında yaptıkları arazi çalışmaları sırasında yeni bir yılan türü keşfetti.

ADÜ Fen Edebiyat Fakültesi Biyoloji Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Kurtuluş Olgun ve çalışma arkadaşları, TÜBİTAK
tarafından desteklenen, ''Eirenis'' cinsi yılanların Türkiye'deki dağılımının araştırıldığı 2006 yılındaki arazi çalışmaları sırasında, Hatay'ın Dörtyol ilçesi yakınlarında incelemelerde bulundu.

Bu bölgede aynı türden iki yılan yakalayan ekip üyeleri, laboratuvar ortamında yaptıkları incelemeler sonucu, bu yılanların bilimsel olarak tespit edilmiş yılan türlerinden farklı olduğunu keşfetti.

Türkiye'de ve dünyada yeni bir yılan türünü keşfetmenin mutluluğunu yaşayan Prof. Dr. Olgun, ilk kez Türkler tarafından bir sürüngen türü keşfedildiğini belirtti.

Daha önce Türkiye'de yaşayan kurbağa, kertenkele, kaplumbağa ve yılan türlerinin ya sadece yabancı araştırıcılar ya da Türk ve yabancı araştırmacıların ortak çalışması sonucu keşfedildiğini anlatan Prof. Dr. Olgun, şunları söyledi:

''ADÜ Zooloji Müzesinde yaptığımız ayrıntılı incelemeler sonucunda yakaladığımız iki yılanın ağzındaki diş sayısının az olduğunu (6-8 tane), baş plaklarından birinin geniş ve kısa olduğunu tespit ederek bu türün araştırma yaptığımız 'Eirenis' cinsinden farklılık gösterdiğini belirledik.

Yaptığımız araştırmalar sonucu söz konusu yılanların 'Rhynchocalamus' cinsine ait yeni bir tür olduğunu ve dünyada 'R. Arabicus' ve 'R. Melanocephalus' olmak üzere iki yakın akrabasının bulunduğunu tespit ettik.''

Buldukları yeni türde vücudun sırt tarafında 17, karın bölgesinde 163-17³ arasında pul bulunurken diğer iki yakın akraba türde bu sayıların sırasıyla 15 ve 180-240 arasında değiştiğini anlatan Prof. Dr. Olgun, ayrıca başın üstü ile baş altındaki renk ve desen farklılığının, yeni türde oldukça değişiklik gösterdiğini anlattı.

Prof. Dr. Olgun, yakalanan yılanların Türkiye'de yeni bir tür olduğunu, dolayısıyla sadece Türkiye'de yaşadığının ortaya çıktığını belirterek, sözlerini şöyle sürdürdü:

''Türkiye ve dünya için yeni olan bu yılana kurbağa ve sürüngen bilimine uzun süredir emek veren, Dokuz Eylül Üniversitesi Biyoloji Bölümü'nden geçen hafta emekli olan Prof. Dr. İbrahim Baran'ın adını verdik. Böylece yılanın bilimsel adı 'Rhynchocalamus Barani' oldu.


GENEL BİLGİ...

Vücutlarını örten boynuzsu tabakanın kalınlaşmasından pulları meydana gelmiştir. Bu sayede vücuttaki suyun buharlaşma ile kaybı önlenmiş olur. Vücutlarını örten pulların şekli ve rengi sınıflandırmada önemli rol oynar. Salgı bezleri olmadığından derileri daima kurudur. Büyümeye mani olduğu için zaman zaman deri değiştirirler.

Dişler besini tutmaya yarar ve geriye doğru yatıkçadır. Zehirli yılanlarda ön çenede uzun oluklu zehir dişleri de vardır. Bunlarda tükrük bezleri, zehir bezine dönüşmüştür. Yürekleri üç gözlüdür. Yarım bir zar ile kısmen ayrılmış olan karıncıkta karışık kan bulunur. Vücutlarında da karışık kan dolaşır. Güneşin altında yatarak vücutlarını sıcak kayalara temas ettirerek, vücut ısılarını yükseltirler. Sonbaharda, kuytu yerlere çekilerek kışı hareketsiz ve uyuşuk olarak geçirirler. İlkbaharda, kış uykusundan uyanınca tekrar ortalıkta görünmeye başlarlar.

Canlı hayvan avlayarak beslenirler. Böcek, karınca yiyenleri olmakla beraber, fare gibi kemirgenlerin baş düşmanıdırlar. Boa ve piton gibi büyükleri avlarını sıkarak öldürdükten sonra yutarlar. Bütün yılanlar avlarını parçalamadan bütün olarak yutarlar. Çeneleri 180° ye kadar açıldığından iri avlarını yutmakta zorluk çekmezler. Küçük bir bahçe yılanı, iri bir kurbağayı rahatça yutabilir. Ziraat için zararlı, fare, tavşan gibi kemirgenleri yiyerek yok ettiklerinden bir bakıma faydalı da sayılırlar. Kuş ve kertenkele de yerler. Zehirlerinden de panzehir yapılarak faydalanılmaktadır.

Yılanlar, genellikle üç metre öteyi göremezler. Koku almada burun deliklerini değil dillerini kullanırlar. Uzun ve çatallı dillerinin her iki ucu havadan ve yerden gelen kimyâsal kokuları alır. İçeri çekildiğinde dil ucundaki kokular damaktaki jakobson organında duyu hâline dönüştürülür. Engerek yılanları zehirledikleri avının izini dilleriyle tâkip ederler ve ölüsünü bularak yutarlar. Yılanların burun delikleri, ağız kapalıyken alt çenedeki hava borusunun üzerine geldiğinden ağızlarını açmadan solunum yaparlar. Avlarını yutarken ağız açık olduğundan burun deliklerinin hava borusuyla ilgisi kesilir. Böyle zamanlarda, vücutlarında bulunan hava torbalarındaki yedek havadan faydalanırlar. Çoğu yılanların sâdece sağ akciğerleri gelişmiştir. Diğeri âdetâ kaybolmuştur. Boa ve piton yılanlarında sol akciğerler küçüktür. İri avların yutulması uzun sürdüğü zaman ağız tabanında bulunan soluk borusunun girişi ağızdan dışarı çıkarılabilir. Bu özellik büyük hayvanları yemek için bir adaptasyondur, yılana ağız dolu olduğunda dahi nefes alma imkânı sağlamaktadır.

Dış kulakları olmadığından, uzun zaman yılanlar sağır zannedildi. Çeneleriyle kulakları arasında kemik bağlantıları olduğundan, üzerinde bulunduğu toprağın yansıttığı sarsıntıları kolayca işitirler. Çenesini yere koyan çıngıraklı bir yılan çok uzaktan gelen bir atın ayak seslerini kolayca duyabilir. Yılanların bulunabildiği arâzilerden geçen bir insan, gürültülü ayak darbeleriyle yürüdüğünde hiçbir yılana rastlamaz. Bâzı yılanların göz ve burunları arasında ince zarlı iki çukur bulunur. Bunlar, sıcak kanlı hayvanların vücutlarından yayılan ısı dalgalarını (infrared) tespit ederler. Bunların sâyesinde avlarını karanlıkta bile bularak tâkip ederler. Yılan zehiri av etini eritmeye yarayan kuvvetli bir sindirim sıvısıdır. Zehirsiz yılanlarda bile zehirli olan kuvvetli bir sindirim sıvısı vardır. Ağızlarına parmak sokulduğunda veya dişlendiğinde tükürüklerinden dolayı yanma ve şişme yapar. Dişleri sökülen zehirli yılanlarda dişler tekrar sürer. Yılanların renkleri ve boyları çeşitlidir. Zehirli yılanların başları üçgen ve kuyrukları küt olduğu söylenirse de bunlar kesin belirtiler olamaz. Her yılan zehirli kabul edilerek sakınmak gerekir.

Yılanlar yumurtlayarak ürerler. Yumurtalardan ergine benzer yavrular çıkar. Bunlar hemen başlarının çevresine bakarlar. Boa, anakonda ve engereklerin çoğu yavrularını doğurur. Bunlar gerçek doğum değildir. Yumurtalar ana karnında gelişip açıldığından doğum gibi görülür. Buna “‘ovoviviparite” denir.


Yılanlar:

Yılanların Özellikleri:

Yılanlar Sürüngenler sınıfının, Suquamata (Pullu Sürüngenler) takımından, Ophidia alttakımına bağlı hayvanlardır. Kertenkeleler ise Suquamata takımına bağlı olmakla birlikte, Lacertilia alt takımı olarak yılanlardan ayrılmaktadır.
Yılan ve kertenlelelerde dişler çeneye yapışıktır, yani çukurlar içinde değildir. Kafada bulunan quadrat kemiği, kertenkelelerin çoğunda yılanların hepsinde oynaktır.
Vücut silindir şeklinde uzunca biçimlidir, bacaklar bulunmaz ancak bazı ilkel yılanlarda anüs yarığının her iki tarafında mahmuz biçiminde arka ayak kalıntıları bulunmaktadır. Kulaklar körleşmiştir, dış kulak, kulak zarı ve orta kulan bulunmaz ancak, iç kulak vardır, dolayısıyla yılanlar duyamazlar ancak yerdeki titreşimleri hissedebilirler.
Yılanların göz kapağı yoktur, gözün ön kısmında gözü tamamen örten saydam bir tabaka vardır, bu sebepten, gözü sürekli açık görünür. Dil uzunca yapılı ve ucu çatallıdır, yılanın ağzı kapalıyken bile dilini, dudakların ön kısmındaki bir yarıktan dışarıya çıkartılabilir.
Yılanları çoğunda sol akciğer bulunmaz (Boidae familyası hariç onlarda da dol akciğer daha kısadır) bununla birlikte sağ akciğer kuyruğa ulaşacak kadar uzundur ve son kısmı hava kesesi biçimindedir, bu depolanan hava özellikle avını yutarken havasız kalmaması için gereklidir. Yılanlarda mide, karaciğer, böbrek de uzun yapılıdır. Böbrek, testis gibi organlar aynı hizada değildirler. Yılanlarda sidik torbası bulunmamaktadır. Hem yılanların hem de kertenkelelerin erkeklerinde, iki çiftleşme organı bulunur (Hemipenis) kloak yarığı eninedir.

Yılanlar ile Kerenkeleler Arasındaki Farklar:

Bir çoğumuz böyle bir soru karşısında, "Yılanların ayakları yoktur, oysa kertenkelelerin vardır." diyecektir. Bu pek de doğru bir saptama değildir çünkü hiç ayağı olmayan yılan biçiminde kertenkeleler olduğu gibi, hala arka ayak kalıntıları bulunan yılanlar da vardır. örneğin ülkemizde hiç bacağı olmayan ve yılandan oldukça zor ayırdedilebilen, dört tür kertenkele yaşaktadır. Anguis fragilis, Ophisaurus apodus, Ophiomorus punctatissimus ve Blanus strauchi uzman olmayan kişilerin yılan sanabileceği kertenkelelerimizdendir. ülkemizde maalesef bu zararsız hatta faydalı hayvanlar çoğu zaman yılan zannedilmekte ve insafsızca öldürülmektedir.

Anguidae Familyasından ayaksız kertenkelelere örnek.

Yılanları Kertenkelelerden ayıran 3 önemli özellik vardır:

* Ketenkelelerin kulak delikleri vardır, oysa yılanlar da bu yoktur.
* Ketenkelelerin açılıp kapanabilen göz kapakları vardır, (Gekkonidae familyası, Ophisops, Ablepharus türleri hariç) yılanlarda ise gözü acılıp kapanmayan sabit bir şeffaf plak örter.
* Kertenkelelerin alt çenelerinin iki yan parçası (Mandibula) ön tarafta birbiriyle kaynaşmıştır, oysa yılanlarda bu iki kemik, elastik bir parça ile tutturulmuştur


Yılanların Boyu ve yaşam süreleri:

Genel olarak yılanların boyu, 10 cm ile 10 m arasında değişir. Daha uzun boyda olanlarının da mevcut olduğu iddia edilsede bu bilimsel olarak doğru değildir. Dünyadaki en uzun boylu yılanlara örnek olarak Anakonda�yı verebliriz (Bilimsel adı: Eunectes murinus) yaklaşık10 metre, en küçük yılan ise Madagaskarda yaşayan Typhlops reuteri dir ve boyu 10 cm kadardır. Türkiye�deki yılanların buyu ise en fazla 2 m - 2.3 m dir.

Yılanlar, hayvanat bahçelerinde iyi bakılırlarsa 20-30 yıl arası yaşayabilirler, ancak doğal ortamlarında bu yaşı dolduramadan ya avlanırlar, yada öldürülürler.

Yılanları Duyu organları:

Daha öncede söylediğimiz gibi yılanlar, sağırdırlar ancak yerdeki titreşimleri hissedebilirler bununla beraber, görme duyguları güçlüdür, özellikle hareketli cisimleri çabuk algılarlar. Hem yakın hem uzağı görebilmeye uygun yapıları varsa da, daha çok yakını görmeye alışkındırlar.
Koku alma duyuları da çok gelişmiştir, burun boşluğundaki koku epitelinden başka, iki organ daha vardır, ağız tavanında bulunan bu iki delikli organın adı Jacopson organıdır, yılan dili ile topladığı koku moleküllerini dilini içeriye çektiği zaman bu organa deydirir ve kokuyu algılar.
Crotalidae familyasına mahsus yılanların gözle burun deliği arasında bir çukurluk vardır bu çukurların içi duyusal doku ile kaplıdır ısıya duyarlı bu organı yılan bir termal kamera gibi kullanır ve uzaktaki bir hayvanın ısısını algılayabilir, bazı yılanlarda bu organ o kadar hassastır ki bir santigrat derecenin yüzde birini bile ayırt edebilir.

Gömlek Değiştirme:

Sağlıklı bir yılan yılda en az 2 veya daha sık gömlek değiştirir, değiştirme zamanı gelince deri matlaşır, gözleri örten şeffaf tabaka matlaşır, iki hafta sürebilecek olan bu işlem sırasında yılan faaliyetini kesip bir yere gizlenir. Deri değiştirdikten sonra hayvan tekrar parlak renkli olur. Yılan gömleği elastik olduğundan çektikçe uzar bu bakımdan yılanın boyu hakkında herhangi bir fikir vermez.

Üreme:

Genellikle yumurtlamak suretiyle üreyen yılanların bazıları canlı doğurur (Engerekler). Türüne göre yılanlar 8-50 arası yumurta bırakabilirler, Engerekler ise 3-12 arası yavru dünyaya getirirler. Kuluçka devri 2-3 ay sürer bu yılanın türüne ve ortamın sıcaklığına göre değişmektedir. Yavrular 2 yaşına geldiklerinde cinsel olgunluğa erişirler, daha soğuk bölgelerde ise bu 4-5 sene alır.
Engerek gibi canlı doğuran yılanlarda yumurtalar ovidukt�lar içinde gelişir, yavru ince ve saydam bir zarfla örtülü doğar. Zar hemen doğuştan sonra yırtılır, bazen de doğumdan önce yırtılmış olur, böyle canlı doğuranlara ovovivipar yılanlar denir. Viperidae (Engerekler), Boidae, Crotalidae Familyalarından yılanlar ovovivipar dır.

Yılanlarda Zehir:

Yılan zehrindeki toksik unsurları fizyolojik etkileri bakımından iki gurup altında toplayabiliriz.

Birinci Grup: Nörotoksin (Neurotoxin) Bunlar sinir sistemi ve iskelet kaslarına giden sinir uçlarında bozukluklar meydana getirir. Bu bozukluklar özellikle beyindeki solunum merkezi ile soluk alıp vermede rol oynayan kaslarda (Bilhassa diyafram) belirgin olarak görülür. Nörotoksinlerin etkisi fazla olduğu durumlarda solunum tamamen durabilir.

İkinci Grup: Hemolytik (Kan parçalayıcı) toksinlerdir. Diğer bir ismi ise Hemapathogen (Kan hastalığı yapan) dir. Bunlar dolaşım sisteminde bozukluk meydana getirir ve çeşitleri oldukça fazladır. Örneğin: Kırmızı kan hücrelerini tahrip eden hemolysinler. Kan damarlarının çeperindeki endothelial hücrelerini tahrip edip, kanın damardan dışarıya sızmasına neden olan hemorrhagin�ler. Damarlarda kanın pıhtılaşmasına neden olan thrombase (=thrombin). Akyuvar ve zehirle temasa geçen diğer doku hücrelerini bozan Cytolysin�ler. Kanın pıhtılaşmasına mani olan anticoagulin (=antifibrin) ler gibi. Türkiye�deki zehirli yılanlar bu ikinci gruba dahildir ancak zehirleri sağlıklı bir insan için, ölümcül bir etki yapacak güçte değildir.

Zehirli yılan ısırmasına karşı alınacak önlemler, ve tedavi yöntemleri Türkiye�deki Zehirli Yılanlar Bölümünde anlatılacaktır.

Yılanların insanlarla ilişkileri ve faydaları:

Maalesef insanlarda yılanlara karşı korkunç bir nefret ve ön yargı vardır. Masallar, efsaneler, deyimler hep yılan düşmanlığı üzerine kuruludur. Oysa bilinenin aksine yılanlar insanlar için son derece faydalı hayvanlardır.

Tarımda, bağ, bahçe ve tarlalarda bulunan köstebek, tarla faresi gibi zararlı kemirgenleri yiyerek beslendiğinden, tarıma faydası dokunmakta ve bir çok biliçli ziraatçi tarafından yılanlar korunmaktadır. Bir farenin bir defada 10 yavru doğurduğunu ve yavruların bir aylık olunca doğurabilecek olgunluğa geldiğini düşünürsek, bir fare ve onun neslinden yılda yaklaşık 15.000
fare üreyecektir ve her gün bir fare yiyen yılanın faydası daha iyi anlaşılacaktır. Tarlalarındaki yılanları öldüren veya ticari maksatlarla yurtdışına satan kişiler, büyük zararlara uğramış tarlaları fareler tarafından telef edilmiştir. Yurtdışında bir çok yerde fare ve diğer kemirgenlerle mücadele etmek için yılanlar kullanılmaktadır.

Özellikle Türkiye�deki yılanlar söylenenlerin aksine uysal hayvanlardır ve insanlardan kaçarlar, üzerlerine basmadıkça (ki ayakkabısı olan ve uzun pantolon giymiş birine dişlerini batıramaz) veya bir köşeye kıstırıp rahatsız etmedikçe insanları ısırmazlar. Bu bakımdan onları öldürmek yerine üzerlerine basmamaya dikkat göstermek daha insani bir hareket olacaktır.

Logged
RosaLinda
Forum Yöneticisi
Bizden
*****

Teşekkürler: 1467
Offline Offline

Cinsiyet: Bayan
Mesaj Sayısı: 5585



Üyelik Bilgileri WWW
« Yanıtla #1 : 18 Aralık 2007, 19:38:04 »


Türkiye'deki Zehirli Yılanlar

Öncelikle şunu belirtmeliyiz ki, bir yılanın zehirli yada zehirsiz olduğunu saptamak, çoğu kez uzmanlık gerektiren bir konudur. Her ne kadar Türkiye'de bulunan yılanların zehirleri, sağlıklı bir insanı öldürecek kadar güçlü değilse de, yine de canınızı oldukça acıtabilir, bu bakımdan dikkatli olmak gerekir. Şunu hiç aklımızdan çıkartmayalım ki; Hiç bir yılan taciz edilmedikçe insanlara saldırmaz ve ısırmaz, tersine insanlardan kaçar. Ayrıca zehirli yılanlar, tarım alanları ve bahçelerdeki fare, köstebek gibi kemirgenleri yiyerek beslendiklerinden, çok faydalı hayvanlardır.
Bu bakımdan bağ ve bahçelerinizdeki yılanları; ister zehirli ister zehirsiz olsun öldürmeyiniz!

Ülkemizde bulunan 44 tür yılandan sadece 10 türü zehirli, 2 türü yarı zehirli, 32 türü ise zehirsizdir.

Yarı zehirli tabir ettiğimiz yılanlar Colubridae familyasından:

Malpolon monspessulanus (Çukurbaşlı Yılan) Max boyu: 180cm - 2 Metre
Telescopus fallax (Kedi Gözlü Yılan) Max boyu: 70-80cm türleridir

Her iki yılanında zehir dişleri ağızın gerisinde bulunduğu için, vücudun parmak gibi ince uzun kısımları, yılanın ağzına girmediği sürece insanlar için tehlikesiz, ancak küçük kertenkele ve fareler için ölümcüldür.

Diğer 10 Zehirli yılan'ın 9'u Viperidae (Engerekgiller) Familyasına ait olup, diğeri Elepidae familyasındandır zehirleri sağlıklı bir insan için ölümcül olmasa bile (Acilen doktora gidilmelidir), yaralanmalara neden olabilir ayrıca oldukça can yakıcıdır. Bunlar:

Vipera ammodytes (Boynuzlu Engerek) Maksimum boyu 90cm - 1 Metre
Vipera barani (Baran Engereği) Max Boyu: 55cm
Vipera kaznakovi (Kafkas Engereği) Max Boyu: 60 -70cm
Vipera lebetina (Koca Engerek) Max Boyu: 124cm
Vipera pontica (Çoruh Engereği) Max Buyu: 50cm
Vipera raddei (Ağrı Engereği) Max Boyu: 1m
Vipera ursinii (Küçük Engerek) Max Boyu: 50-60cm
Vipera wagneri (Vagner Engereği) Max Boyu 50-90cm
Vipera xanthina (Şeritli Engerek) Max Boyu: 80cm, nadiren 1m.
Walterinnesia aegyptia (Çöl Kobrası) Max Boyu 180cm türleridir.

Bunların içinde büyüklük ve zehir keselerinin büyüklüğü bakımından en tehlikeli olabilecek türler:

Vipera lebetina (Koca Engerek) Max Boyu: 124cm
Vipera xanthina (Şeritli Engerek) Max Boyu: 80cm, nadiren 1m türleridir.

Ancak ne zehirli yılanlar ne de zehirsiz olanlar, üzerlerine basılmadıkça, köşeye kıstırılıp rahatsız edilmedikçe insanları ısırmazlar tersine kaçarlar. Bu yılanlar tarlalardaki kemirgenleri yediklerinden faydalıdırlar ve kesinlikle korunmalıdırlar.

Türkiye�deki Zehirli Yılanlar ile Zehirsiz Yılanların birbirinden ayrılması.

Türkiye�de yaklaşık 44 tür yılan yaşamaktadır ve bu 44 tür yılan 6 familya altında toplanmaktadır.
Bu familyalara göre türlerin dağılımı:

Typhlopidae : 2
Leptotyphlopidae : 1
Boidae : 1
Coluberidae : 31
Viperidae : 9
Elapidae : 1

Bu Familyalar içinde zehirli olanlar Viperidae ve Elapidae familyasına mensup olan yılanlardır, ayrıca yine fare gibi küçük hayvanlar için tehlikeli olacak yarı zehirli tür de Coluberidae familyasında vardır, diğer familyadaki yılanlar ise zehirlidir. Demek ki Türkiye�deki yılanların zehirli olup olmadığını anlamak için bu 5 familyayı birbirinden ayırt edebilmek gerekmektedir.

Bunun için öncelikle genel olarak sürüngenlerin tanımlanmasında kullanılan bir iki terim üzerinde duralım. Bilindiği gibi sürüngenlerin vücutlarının büyük bir bölümü pul (squama) ve plak (scutum) halinde eksoiskelet parçalarıyla örtülüdür. Pul ve plağı çoğu zaman ayırt etmek mümkün olmasa da; Pul diye genelde küçük parçalara, ekseriyetle ön tarafı sabit, arka tarafı serbest ve bu şekilde birbirini kiremit tarzında örten bünyelere denir. Plaklar ise genellikle daha büyük ve çoğunlukla çok köşeli ve birbirlerine yan yana bulunan parçalardır. İşte pul veya plakların sayıları, sıralanış biçimleri ve birbirleriyle olan ilişkileri (yani pholidosis durumu) sürüngen tanımında özellikle rol oynar.

Şimdi bu Familyaları inceleyelim: (Üzerlerine Tıklayınız)

Typhlopidae (Zehirsiz)

Leptotyphlopidae(Zehirsiz)

Boidae (Zehirsiz)

Coluberidae (Sadece 2 Tür Yarı Zehirli,diğer 29 türü Zehirsiz)

Viperidae (Hepsi Zehirli)

Elapidae (Hepsi Zehirli)


Zehirli Yılan Isırması Durumunda Yapılacaklar

Çok Önemli Not:

Yılan sokması neticesinde tedavi uygulanması tamamen doktorların işidir. Bu sayfada yazılanlar, tamamen konu hakkında bilgi edinmek isteyen kişileri bilgilendirme amacı taşımaktadır. Doktorculuk oynamak bazen yılan sokmasından daha tehlikeli durumlara neden olabilir. Bu nedenle ısırma yerini mekanik emme usulüyle emdikten (ağız ile değil) sonra hastayı fazla hareket ettirmeden en yakın hastaneye sevk etmek, istenmeyen olayların meydana gelmemesi için yapılacak en mantıklı hareket olacaktır. Tabii ki en akıllıcası kendinizi yılana hiç ısırttırmamaktır. Bu sayfada yazılanların yanlış yorumlanması neticesinde meydana gelebilecek kötü durumlardan hiç bir sorumluluk kabul edilmez.

Giriş:

Zehirli yılan sokmalarında yapılması gereken ilkyardımı bilmek bir çok bakımdan faydalı olacaktır ancak daha önemlisi yılana kendinizi hiç ısırtmamaktır. Dolayısıyla kendinizi yılanlara ısırtmamak için yapmanız gerekenleri bilirseniz tatsız durumlarla hiç karşılaşmamız olursunuz.

Öncelikle yılanlar insanlara durduk yere kesinlikle saldırmazlar, tersine kaçarlar. Bu bakımdan bir yılanla karşılaştığınızda eğer kaçmıyorsa onu rahatsız etmeden yanından geçebilirsiniz. Böyle bir durumda sopa ile yılanı rahatsız etmek veya taş atarak kaçırmaya çalışmak doğru davranışlar değildir.

Yılanlar sağırdırlar ve duyamazlar çünkü dış ve ortakulakları bulunmaz, sadece yerdeki titreşimleri algılayabilirler, dolayısıyla normal bir yürüyüş temposuyla yürüdüğünüzde çevredeki yılanlar titreşimleri algılayacak ve kaçacaklardır ancak sessizce yürüdüğünüz takdirde bir yılanla karşılaçabilirsiniz ki bu durumda onu rahatsız etmezseniz size karşı her hangi bir zararı olmayacaktır.

Yılanlar dişlerini bir ayakkabıya yada kalın bir kot pantolana batıramazlar dolayısıyla bu gibi yerlerde bu tür ayakkabı ve pantolonla dolaşanlar emniyette olacaklardır.

Bulunduğunuz ortamdaki kaya ve kütükleri asla kaldırmayınız. Eğer kaldırmanız gerekirse kütüğü ileri doğru yuvarlamak yerine ilerisinden tutup kendinize doğru çekin böylelikle yılan size doğru değil, ileri doğru kaçacaktır.

Yılanlar aşırı korkmadıkça, rahatsız edilmedikçe, köşeye sıkıştırılmadıkça ve üzerlerine basılmadıkça asla bir insanı ısırmazlar. Türkiyedeki yılanların çoğunun zehirleri sağlıklı bir insanı öldürecek düzeyde değildir yine de canınızı oldukça yakabilir. Kalp ve damar hastalıkları, şeker, tansyon ve böbrek yetmezliği durumları olan kişilerde veya yüksek miktarda alkol almış kişilerde ise çok daha tehlikeli sonuçlar ortaya çıkabilir. Bu bakımdan yılan sokmaları ciddiye alınmalı ve en kısa sürede bir hastaneye gitmelidir. Türkiyede kayıtlara göre yılan sokmasıyla ölüm olayına rastlanmamakla birlikte tedbiri elden bırakmamak da fayda vardır.

Yılanlar genellikle çalı altlarında ve bir yere öbek olarak yığılmış, saman, yada çalı çırpı altında saklandıklarından ateş yakmak için çalı ararken dikkatli olmalı ve bu gibi yerlere çıplak elinizi sokmayınız. Önce bir sopa ile çalılarda gürültü yaparak yılanın kaçmasını sağlayınız.

Harabe yada terk edilmiş kulube gibi yerlere girerken çok dikkatli olmalı bu ve bu gibi yerlerde yılanların bulunabileceği düşünülmelidir.

Kamp kurarken kamp yeri seçimi çok önemlidir, taşlık, kayalık ve çalılık yerlere kamp kurmayınız çünkü bu gibi yerler yılanların sıkça bulunduğu ve bulunmaktan hoşlandığı yerlerdir.

Zehirli yılanlar genellikle güneşin battığı ve doğduğu alacakaranlık saatlerinde ve gece avlanırlar ve bu saatlerde ortaya çıkarlar bunun için ateş için odun toplama işini bu saatlere bırakmayınız.

Yerde gördüğünüz delikler genellikle tarla faresi, köstebek gibi hayvanların açtığı deliklerdir ancak yılanlar da bu deliklere girip kemirgenleri yedikten sonra saklanmak amacıyla kullanabilirler.

Ne olursa olsun zehirli veya zehirsiz hiç bir yılanı kesinlikle öldürmeyiniz! Bir çok yılan ülkemizde koruma altındadır ayrıca kemirgenleri yiyerek sayılarının artmasına engel olduklarından faydalıdırlar.

Zehrin yayılması:

Zehirli Yılan ısırınca, zehir dişlerinden akan sıvı vücut içine iki koldan yayılır. Bunlardan biri kan dolaşım sistemidir. Fakat zehir dişinin doğrudan damar içine batması ender görülen bir olaydır. Böyle olduğunda zehir çabuk yayılır ve birkaç dakika içinde etkisini gösterir. İkinci yol lenf dolaşım sistemidir. Zehir vücut içine daha çok bu yol ile yayılır, lenf yoluyla yayılma yavaş olur. Fakat zehrin bazı toksik unsurları, temasa geldikleri dokuları ve ince damarları tahrip ederek kan ve lenf in dokular arasına sızmasına neden olurlar. Lenf yoluyla yayılmada vücudun hareket ettirilmemesi gerekir. Çünkü hareket zehrin yayılmasını hızlandırır. Zehrin lenf yoluyla yayılması önlenmezse. Sonuçta zehir kana karışmış olur ve daha tehlikeli bir durum ortaya çıkar.

Zehir Miktarları:

Yılanların zehir miktarları yılanın boyu, zehir kesesinin büyüklüğü ile ilgilidir ama bir yılan ısırdığında zehrinin tamamını boşaltabileceği gibi dilerse hiç boşaltmayabilir bu tamamen onun kontrolündedir. Korkmuş veya kızmış bir yılan zehrinin tamamını boşaltabilir. Yine zehrin miktarı kadar zehir şiddeti (Toksisitesi) de önemlidir. Bu faktörlerin daha kolay anlaşılması için maxima tabiri kullanılır. Maxima bir zehirli yılanın bir ısırışta zehrinin tamamını boşalttığında öldürebileceği 70kg lık adam sayısına denk gelir. Örneğin maximası 15 olan Kobralar bir ısırışta enjekte ettikleri zehirle 70 kg ağırlığında 15 insanı öldürebilirler. Türkiye�deki zehirli yılanların maximaları 1�den daha düşüktür ve sağlıklı bir insan için öldürücü değildir, ısırılan yer şişer ve bu yerde devamlı ağrı duyulur. Daha ileri durumlarda nekrozlara da rastlanabilir Türkiye�deki yılanların zehri ancak küçük memeliler veya sürüngenler (Fare, tavşan, kedi, köpek, kertenkele vs.) için öldürücüdür. Ancak bu yılanlar tarafından ısırılan bir kişiye de hiç vakit kaybetmeden derhal ilk yardım uygulanmalı ve gerekiyorsa yılan serumu (Antiserum) yapılması için derhal hastaneye kaldırılmalıdır.

İlk Yardım:

Böyle bir durumda yapılacak ilk işler aşağıdadır.

Isırılan kişi, ısıran yılanı yakalamaya çalışmamalıdır; çünkü bu durum diğer ısırma ve yaralanmalara sebep olabilir, ayrıca hareket zehirin yayılmasını çabuklaştırır. Hastahanelerde farklı yılanlar için farklı tip antiserumlar yoktur bu bakımdan yılanın türünü hassas olarak belirlemenin fazlaca bir anlamı da yoktur. Her yılan ısırması zehirli bir yılan ısırması anlamına gelmez, çoğu kez insanlar, zehirsiz yılanlar tarafından ısırılır. Hatta zehirli bir yılan ısırsa bile her zaman zehir enjekte etmeyebilir.

Yılan türlerinin ısırmalarında, şayet zamanında önlem alınırsa, ölüm çok enderdir. Tedavi edilmemiş engerek ısırmalarında dahi 24 saat içinde bir ölüm olayına pek rastlanmaz. Bununla birlikte yılan ısırmaları ciddiye alınmalıdır. Derhal mekanik emme yapılmalıdır. Şayet yarım saat içinde ısırılan yerde bazı belirtiler ortaya çıkarsa bir zehirlenme ihtimali vardır. Bu durumda tedaviye geçmek için vakit kaybedilmemelidir. Ancak telaşlanma ve heyecan aynı şekilde tehlikeli olabilir. Bu bakımdan hasta yatırılmalı ve sakinleştirilmelidir.

Bazı hassas kimselerde (yılan zehirine aşırı duyarlı) ısırılma olayından hemen sonra kasılmalar ortaya çıkar, bu durumlarda mümkün olduğunca çabuk tıbbi yardım gereklidir.

Eğer bir zehirli yılan tarafından zehirlenme olayı gerçekleştiyse:

Türkiye'deki zehirli yılanların neredeyse tamamı Vipera cinsine aittir, yani Engerekdir. Engereklerin zehri kanın yapısını bozar bir kişi engerek tarafından ısırıldıysa ve engerek hatırı sayılır miktarda zehir enjekte ettiyse: Bölgesel ağrı, şişme, ödem, deri renginin değişmesi ortaya çıkacaktır. Bazı durumlarda yara ve hastanın dişetlerinde kanamalar meydana gelir. Ciddi zehirlenmelerde ise dirsek ve diz üzerine geçen şişmeler veya kanamalar 2 saat içinde görünebilir.

1) Isırılan yeri su ile yıkayıp üzerindeki yüzeysel zehirden kurtulun, ısırma yerini kesinlekle uvuşturmayın ve 8-10 cm. kadar üzerinden bir bağ ile (mendil, kravat, serum lastiği) ile sıkmak. Bağ ne çok gevşek nede çok sıkı olmalıdır ve arada gevşetilmelidir. Buradan amaç deri altındaki lenf hareketini durdurmak ama kan dolaşımına engel olmamaktır, baskı bu düzeyde olmalıdır, bilekteki nabız atışı hissedilmelidir. Ayakta ise nabız atışı topuktan alınmalıdır. Hastaya kesinlikle alkol VERİLMEMELİ, Antihistaminik ilaçlar VERİLMEMELİDİR.

2) Eğer ısırık zehirli yılan ısırığıysa ve yılan zehir boşalttıysa (ki her yaklaşık 3 ısırma olayından birinde boşaltmayabilmektedir) eğer hastayı 1 saat içerisinde bir hastahaneye yetiştiremeyeceksek o zaman (Bunu ısırma yerine yakın çok büyük ağrı, şişkinlik, ödemli kızarıklık ve morarma oluşmasıyla anlarız.) Isırılan yerin biraz üstünü antiseptik (Alkol, tentürdiyot vs.) ile temizledikten sonra temiz bir enjektörün on kısmını bıçak ile kesip bir çeşit emme pompası oluşturup, bununla ısırın yerini emdirerek zehrin boşaltılmasını sağlamamamız gerekir. Bu olayın ısırmadan ilk 15 dakika içinde yapılması çok faydalıdır yarım saat geçtikten sonra yapılacak müdahalelerden fayda sağlanamamaktadır. Böyle bir enjektörün bulunamadığı durumlarda çok mecbur kalındığında emme işi ağız ile de yapılabilir ancak emecek şişinin ağzında veya dişetlerinde açık yara bulunmaması gerekir.

3) Lenf ve bununla birlikte zehrin çıkması için emme işleminin vantuz ile yaklaşık 15-20 dakika boyunca çekilmesi gerekir. Ağız ile emilecekse, emen kişinin ağzında yara bulunmamalıdır ve emilen sıvı derhal tükürülmelidir. Ancak ağız ile emmektense daha iyisi plastik büyükçe bir şırınganın ön kısmı kesilerek vantuz olarak kullanılmalıdır ve zehir bununla emilmelidir. Kesinlikle insizyon (kesi) yapılmamalıdır. Hasta mümkün olduğunca yavaş hareket ettirilmeli ve kendisine kesinlikle alkollü içecek verilmemelidir çünkü bu zehrin kana karışmasını hızlandırır.. Hastaya hiç bir tedavi uygulanmasa bile ölüm olayı (Yılan büyükse ve tüm zehirini boşalttıysa ve ısırılan kişi sağlıklı değilse) 24 saatten önce gerçekleşmez bu yüzden acele edip yanlış bir hareketten kaçınılmalıdır. Yılan zehirinin emilmesi işlemi yılan ısırmasından hemen sonra yapılırsa etkisi artar ısırma olayından yarım saat geçtikten sonra yapılacak olan emme işleminin bir faydası olmaz.

4) Hastaya Yılan Serumu enjekte etmek ve diğer rahatsızlıkları bakımından tedavi altına almak için, en kısa zamanda bir doktora müracaat edilmesi veya bir hastaneye götürülmesi gereklidir Gerekiyorsa yılan serumu bir doktor nezaretinde yapılmalıdır çünkü serum, sadece 2. ve 3. tür zehirlenmelerde tatbik edilir. Çünkü bir görüşe göre panzehir aşırı duyarlılığı olan kişilerde ölümcül anaflaktik şoklara neden olabilir. Eğer yukarıda belirtildiği gibi hastanın ısırılan yeri mekanik emme yöntemiyle emildiyse 1. tür zehirlenmelerde yılan serumu uygulaması yapılmamaktadır.

Bu arada yeri gelmişken bu dereceleri ve doktor tarafından uygulanacak serum dozunu yazalım.

1. Derece: Yılanın soktuğu yerde şiddetli ağrı ve zonklama diş çevresinde 3-6 cm arası ödemli kızarıklık, görülür. Zehir emildiyse seruma gerek yoktur, 12 saat içinde belirtiler kaybolur. Zehir emilmediyse baldırın ön-yan yüzü veya kalçadan 1 ampul yılan serumu yaptırmak (Bir doktora) yeterlidir. (Önceden antiseruma alerji olup olmadığı kontrol edilmelidir)

2. Derece: 1. derecedeki belirtilere ilaveten, şişkinlik ve kızarıklıklar vücuda yayılmaya başlar, ödemli bölgede kanamalı lekeler ve morluklar belirir. Bunlara ilave olarak; Terleme, bulantı, kusma, karınağrısı, hafif ateş varsa, bu 2. dereceden bir zehirlenmedir ve doktor tarafından 1 ampul yılan serumu iv. olarak, bir ampul de kalçadan olmak üzere toplam 2 ampul serum yaptırılır (doktor nezaretinde).

3. Derece: 1 ve 2. Derece zehirlenmelere ilaveten, belirtiler büyüyerek artarsa, vücut ısısı düşmeye başlar, nabız atışları artar ve hasta şoka girerse bu 3. dereceden bir zehirlenmedir ki. Bu durumda hastahanede doktor tarafından damardan en az 5 ampul serum yapmak gerekir

4. derece: (Türkiye'deki yılanlarada görülmez) Genellikle çıngıraklı yılan sokmalarında görülen çok daha ağır belirtiler gösteren bir zehirlenmedir, Türkiye'deki yılan türlerinin ısırmasıyla bu tür zehirlenme olamayacağından, akılları karıştırmamak için bu tür zehirlenmeyi anlatmıyorum.

Yanlız şunu da belirtmekte fayda var ki; Bu müdahalelerin hepsinin hastahanede yapılması gereklidir ayrıca hasta müşahade altına alınmalı Tansiyon kontrol altına alınmalı, kan sayımı yapılmalı, kandaki fibrinojen düzeyi, trombosit sayısı, protrombin zamanı, azot düzeyi ve elektrolitler incelenmeli, hatta bunlar 2-8 saat arayla tekrarlanmalıdır. Ayrıca alyuvarlardaki olası yapısal değişiklikler belirlemek amacıyla periferik yayma da yapılmalıdır. Tansiyon düşmesine eşlik eden asidoz (kanda asitlik düzeyinin yükselmesi) durumunun sık sık laktat düzeylerinin ölçülmesi gerekir. İdrar incelemeleri sonucunda olası alyuvar yıkımına bağlı hemoglobinin ve olası kas dokusu yıkımına bağlı miyoglobin varlığı belirlenebilir. Dışkıda gizli kan da aranmalıdır. Tedavi buna göre sürdürülmelidir. Eğer bu kişiye daha önce yılan serumu uygulandıysa bunu doktora mutlaka söylemek gereklidir çünkü yılan serumları aynı kişide 2 veya 3. kullanımdan sonra hastanın anaflaktik şoka girmesine neden olabilir varsa bu husus doktora önceden bildirilmelidir.

Tabi bu saydıklarım çok ağır vak'alar için geçerlidir ki Türkiye'de bu türden ölüm olaylarına rastlanmamıştır. Türkiye'deki yılan sokmalarında eğer zehir emildiyse en fazla 2. dereceden bir zehirlenme gerçekleşebilir o da hasta büyük bir engerek tarafında ısırıldıysa ve engerek bütün zehirini enjekte ettiyse.
Logged
RosaLinda
Forum Yöneticisi
Bizden
*****

Teşekkürler: 1467
Offline Offline

Cinsiyet: Bayan
Mesaj Sayısı: 5585



Üyelik Bilgileri WWW
« Yanıtla #2 : 18 Aralık 2007, 19:42:05 »











ABD’nin St. Louis kentindeki Dünya Akvaryum Müzesi, bir sergi için bir araya getirdiği 10 adet çift başlı yılan ve kaplumbağaları basına tanıttı.

İnsanlarda da rastlanan aynı vücudu paylaşan ikizler gibi, çift başlı yılanlar da, aslında aynı vücudu paylaşan iki ayrı yılan. Dünya Akvaryum Müzesi Müdürü Leonard Sonnenschein, yılanlardan birinin dişi, diğerinin erkek olduğunu ifade etti. Sonnenschein, sergide yer alacak 10 adet çift başlı hayvanla Guinness Rekorlar Kitabı’nda ‘Çift başlı hayvanlar sergisi’ başlığında rekor kıracaklarını dile getirdi. Çift başlı yılanlar çiftleşmede kullanıldıktan sonra, internetten açık artırma ile satılacak.

Logged
Sayfa: [1]   Yukarı git
Yazdır
Gitmek istediğiniz yer:  

Sitemap
1, 2, 3, 4, 5, 6, 7, 8, 9, 10, 11, 12, 13, 14, 15, 16, 17, 18, 19, 20, 21, 22, 23, 24, 25, 26, 27, 28, 29, 30, 31, 32, 33, 34, 35, 36, 37, 38, 39, 40, 41, 42, 43, 44, 45, 46, 47
||| Sitemap 2|| Arsiv|| XML|| Wap|| Wap2|| Wap Forum|| Rss||| Tema Yapımcısı panic
eXTReMe Tracker