Merhaba, Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya üye olun.
Aktivasyon mailiniz gelmediyse buraya tıklayın.

Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz

 
Gelişmiş Arama

9125 Mesaj 4692 Konu- Gönderen: 1168 Üye - Son üye: flower

20 Kasım 2008, 00:27:00
Cafein.Biz ForumlarıSohbet - YaşamMakalelerSevgili Peygamberimiz Hz Muhammed (s.a.v.) Hadisi üzerine Makale
Sayfa: [1]   Aşağı git
Yazdır
Gönderen Konu: Sevgili Peygamberimiz Hz Muhammed (s.a.v.) Hadisi üzerine Makale  (Okunma Sayısı 1182 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
dalton_1905
Stajer
Cafeinkolik
*****

Teşekkürler: 14
Offline Offline

Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 112



Üyelik Bilgileri
« : 19 Ekim 2007, 04:10:10 »

(Doç. Dr. Ali AKYÜZ Bey ile Fırat Nehri hadisi üzerine yapılan röportajın metnidir.)

Fırat havzası, tarih boyunca değişik milletlerin dikkatini üzerine toplamış bir bölgedir. Bu bölgenin orta kısmında yer alan Ortadoğu çeşitli yönleriyle dünyanın kalbinin attığı yer olarak görülmüştür. Fırat ve Dicle nehirleri dikkate alınarak bölge Maveraünnehir diye isimlendirilmiştir. Tarihte nice devletlerin ve medeniyetlerin kurulduğu bu havza dinamizmini hep korumuştur. Bu konumundan bugün de bir şey kaybetmemiştir. Bu bölgede yer alan Fırat ve Dicle’den Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in Kıyamet ile ilgili haberler veren hadislerinde bahsedilmektedir. Konuyla ilgili farklı rivayetleri olan, “Fırat Nehri’nin altından bir dağı çıkaracağını” ifade eden hadis-i şerifi, konu üzerinde araştırmaları olan M. Ü. İlahiyat Fakültesi Hadis Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Ali Akyüz Hocamızla değerlendirdik. Önümüze, tarihin derinliklerinden süzülüp gelen bir havzanın tarım potansiyelinden kültür mozayiğine, yeraltı ve yerüstü maden zenginliklerinden stratejik bir durum almaya başlayan suya kadar pek çok pencere açıldı. Açılan pencerelerin en önemlilerinden biri de hadiste de zikri geçtiği üzere ortaya çıkacak olan “altın dağ” veya “altın hazine” idi. Bütün bunları röportajda ele almaya çalıştık.

Ahmet Çapku- Hocam Fırat Nehri’nin kuruyacağı ve içinden altın bir dağ çıkacağına dair hadisi nasıl değerlendiriyorsunuz?

Ali Akyüz - Bu hadis, Buhari başta olmak üzere pek çok kaynakta zikredilmektedir. Şöyle ki; “Fırat Nehri’nin ‘altından bir dağı’ veya ‘bir altın hazineyi’ ortaya çıkarma zamanı yakındır.” ifadesinden sonra Buhari’deki rivayette, “Kimse ondan bir şey almasın.” denilmektedir. Hadisin başka rivayetlerinde, “İnsanlar ona hücum edecek, onun için savaşacak ve onların onda dokuzu veya yüzde doksan dokuzu ölecek veya öldürülecek.” şeklinde farklı lafızlarla rivayet gelmektedir. Bu ve benzeri gelecekle ilgili uyarı niteliği taşıyan hadisler, fiten-melahim ve kıyamet haberleri ileten hadislerdir ki, bunlar, hadislerin en zor anlaşılan ve en zor yorumlananlarıdır. Bunlar sosyo-politikle de ilgili pek çok konuyu ihtiva ederler.
Bu hadis, ana fikri ve muhtevası itibariyle klasik ve antik çağda pek çok medeniyete beşik olan Fırat havzasının zenginliğine dikkat çeken, dün de bugün de öneminden hiçbir şey kaybetmeyen bu bölgenin yeraltı ve yerüstü zenginliklerinin, dikkatli davranılmazsa istikrar yerine istikrarsızlık unsuru olacağı uyarılarını taşıyan bir hadistir. Bu yaklaşım, dünya ölçeğinde stratejik ürün olan petrol zengini ülkelerin sürekli istikrarsızlığı göz önüne alınırsa fevkalade ciddi bir Nebevi uyarı olarak değerlendirilebilir ve de öyle değerlendirilmelidir. İsnadı itibariyle sahih olan bu hadis, yorumu itibariyle farklı fikir ve görüşlere açıktır.

- Peki hocam, Fırat nehri ile ilgili hadislere baktığımızda hadislerin senetlerinde herhangi bir şüphe var mı?

– Kaynaklarda bir çok sahih isnad ile zikredilen hadisin bazı zayıf tarikleri de vardır. Hatta bir tariki Ebu Hüreyre’ye nisbet edilen esahh-ü esanîd dediğimiz bir rivayetle nakledilmiştir ki, bu oldukça dikkat çekicidir: Yani hadis, ilk dönemlerden beri bilinmekte ve klasik literatürde zikredilmektedir. Hadisin bütün ravilerinin biyografisi ve güvenirlikleri hakkında geniş bilgi verme imkanımız varsa da röportajın sınırlarını ve okuyucunun sabrını zorlamamak gerekir. Detaylandırmak her zaman mümkün olmakla beraber, özetle söylemek gerekirse hadisin isnadında yer alan ravilerin hemen hepsi en üst düzeyde güvenilir ravilerdir. Bu sebeple isnadı itibariyle hadisin sıhhatine mani ciddi bir eleştiriye muhatap ravi yoktur. Ayrıca muhaddis Tirmizi de hadisin sahih olduğunu tasrih etmektedir.

-Hocam. Fırat Nehri’yle ilgili hadislerin manaları doğrudan mı anlaşılmalıdır yoksa hadisler yoruma, mecâzî anlamaya açık mıdır?

– Tabiidir ki her metin hem hakiki hem de mecazi ve kinai anlatımlar içerir. Hatta gelişmiş, ilkellikten uzaklaşmış, zengin dillerin en bariz özelliği, edebi sanatları bolca bünyesinde bulundurmalarıdır. Hadisin tevil edilebilme ihtimal ve imkanını mahfuz tutmakla birlikte öncelikli olarak hakiki anlamıyla öne çıkarılmalıdır. Şöyle ki; hadis, “Yakında Fırat Nehri altından bir dağı ya da bir hazineyi (an cebelin/an kenzin) açığa çıkaracaktır. Kim onu görür/ona şahit olursa ondan bir şey almasın. İnsanlar bunu duyunca oraya hücum edecekler, büyük bir kavga/kargaşa/savaş çıkacak ve insanların onda dokuzu veya yüzde doksan dokuzu öldürülecek.” ifadeleriyle zikredilmektedir. Buna göre Fırat Nehri bir altın dağı veya bir hazineyi ortaya çıkaracaktır. Ancak bir kısım alimler Fırat Nehri’nin suyu kuruyarak içinden altından bir dağ çıkacaktır şeklinde bir te’vilde bulunuyorlar ki, bu ifade hadislerde yoktur. Bu mütercimlerin te’vilidir. Bir nass veya metinde hangi şartlarda tevile gidilir, bunun için uzun kurallar anlatılmıştır. Fırat Nehri hadisinde de iyi inceleme yapılmadan tevil yapıldığı kanaatindeyim. Bu tevili öne çıkarmanın çok isabetli olmadığı düşüncesindeyim. Fırat Nehri’nin sularının kuruması neticesinde bir hazinenin açığa çıkması mümkünse de, zaruri bir yorum değildir. Sular kurumadan da bu hazine açığa çıkabilir. Tıpkı tarihte bölgenin seller sonucunda kaybolan zenginliğini çeşitli sebeplerle oluşacak su baskınlarının ortaya çıkarması gibi.
Mesela konuyla ilgili olarak çocukların yedi yaşına gelince namaza alıştırılmaları on yaşına gelince de namaz kılmazlarsa dövülmeleri gerektiği ifade edilen bir hadisle ilgili dört-beş sayfalık bir makale hazırlamıştım. Burada ben mevcut anlayışın aksine olarak on yaşına gelen çocukların dövülmeyeceğini belirtmiştim. Konuyla ilgili hadiste dövme diye tercüme edilen darabe a‘la ifadesi “sıkıştırmak”, “zorlamak”, “yaptırmak”, “kuşatmak”, “empoze etmek”, “mecbur etmek”, “sorumlu ve yükümlü tutmak” v.s. anlamlarına gelmektedir. Bütün sözlükler bu fiili böyle anlamlandırırken, hemen bütün tercümelerde ise ‘dövmek’ olarak zikredilmiştir. Onlar hadisi “darabe a‘la terkis-salah” diye tevil etmiş, yorumlamışlar ve kelime takdir etmişlerdir. Bu ilave hadiste yoktur. Halbuki ‘onları namaza teşvik edin, zorlayın’ denilse mana tam olmuş olacak ve tevile ihtiyaç duyulmayacaktır. Aynı konu bu hadis için de geçerlidir. Yani hadisi, herhangi bir tevilde bulunmadan, olduğu gibi değerlendirmek öncelikli yaklaşım olmalıdır.

- Hocam bu bağlamda hadiste geçen kenz ifadesi ne anlama geliyor? Mesela altın yerine değerli bir şey, dağ yerine de bol-fazla bir şey anlamı verilebilir mi? Oradaki suyu veya GAP Projesini böyle anlamlandırmak mümkün mü?

-Bu hadis birkaç şekilde anlaşılabilir: Öncelikle hadisin lafzında da mezkür olan biçimiyle altın hazineler olduğu düşünülebilir. Bu bir yeraltı zenginliği, altın madeni olabileceği gibi, o bölgede yaşamış olan medeniyetlerden kalan ve çeşitli tabii ve suni felaketler neticesinde yok olan, toprak altında kalan zenginliklerin suyun aşındırma ve erozyonu sebebiyle ortaya çıkması da olabilir. “Altın dağ ve tepe” ifadesini, bu bölgede yok olmuş medeniyetlerin toprak altında kalması sonucunda meydana gelen yükselti ve höyükler olarak anlamak ve yükselen suyun bu höyüklere girmesi ve oluşturduğu aşındırma ve erozyon etkisiyle bu hazineleri ortaya çıkarması şeklinde düşünmek tevilsiz bir yaklaşım olması itibariyle, isabeti daha fazla bir yorum gibi görünmekte ve o bölgede yaşadığı bilinen medeniyetlerden intikal eden zenginliklerin açığa çıkması gerçeğine de ışık tutmaktadır. Suların kuruması neticesinde bir hazinenin ve altın bir dağın ortaya çıkacağı yorumunu hadisin yalın lafzından çıkarmak çok güç olduğu gibi böyle bir tevil yapmak için de herhangi bir zorlayıcı sebebin var olduğunu düşünmek de öncelikle gerekmemektedir. Ayrıca bu yorum, “Fıratın bir hazineyi ortaya çıkarması yakındır.” ifadesinde öznenin, Fırat olması gerçeğini biraz olsun değiştirmektedir. İkincisi, hadisteki hazineyi çeşitli yeraltı zenginlikleri olarak anlamak mümkündür ki, petrol, doğalgaz ve hatta bor ve toryum gibi stratejik madenler olarak değerlendirmek imkan dahilindedir. Ayrıca su ile tarımın buluşması neticesinde ortaya çıkacak büyük bir tarımsal zenginliğin adı da olabilir. Üstelik suyun bu bölgede giderek stratejik bir mahiyet arzetmesi de bu düşünceyi desteklemektedir. Ancak doğrusu herhalde, herhangi birini tercih etmek yerine hadisin, bölgenin sahip olduğu bütün zenginlikleri göz önünde bulunduran bir yaklaşımla, yeraltı ve yerüstü zenginliklerinin yanında tarihi derinliğe denk bir kültür ve gömü/define zenginliğinin deşifre olacağına dikkat çektiği şeklinde yorumlanması daha isabetlidir.

-Evet bu konuda geçen aylarda bir gazetede Fırat Nehri yataklarında altın madeninin olduğu ve hatta Amerika’nın bu yatakları ele geçirmek için Irak’a saldırmak istediğine dair bir haber çıkmıştı.

– Bu konuda yeterli doküman ve malumata sahip değilim. Ancak ABD’nin bu ve yakın bölgedeki çok güncel politika ve tavırlarını da yakından büyük bir dikkat ve endişeyle izliyoruz. Her halde bölgesel barış hayali için bu kadar fedakar davrandığını düşünmüyorsunuz. Hem böyle bir düşünce ABD pragmatizmi ile pek de bağdaşmıyor. İnandırıcı olduğunu da sanmıyorum. Sizce de öyle değil mi?
Bu mümkün olabileceği gibi, komşumuz ülkelerin petrol zenginliği ortadayken bunu çok yüzeyde olan bir petrol hazinesi olarak da düşünmek mümkündür. Tarımsal zenginliği, stratejik değerde suyu, petrolü ve hatta varsa eğer altının hepsini ele alıp hazine olarak değerlendirmek mümkündür. Yine orada ekonomik ve kültürel zenginlik vardır (Zeugma gibi). Orada pek çok tarihsel zenginliğin olduğu konusunda da ittifak vardır. İfade edilen sebeplerle bölgenin, dünyanın dikkatini çektiği gözden kaçırılmamalıdır. Yıllardır o bölgede yaşadığımız terör anlamsız ve sebepsiz mi? Kimler var bunun arkasında? Batı dünyası, ABD, bu zenginliği istemeyen yakın komşularımızın bu teröre destek verdiği zaman zaman medyaya yansımıyor mu? Zira hadisin metninde zikredilen “insanlar bu zenginliği elde etmek için savaşırlar” ifadesi hem insanın psikolojik tahlilini içermekte hem de bölgesel olduğu kadar evrensel müdahaleyi de ilham etmektedir. İşte bütün bu açılardan bakıldığında konuyla ilgili hadisi, fiten hadisi deyip reddetmek yerine, daha iyi değerlendirmek gerekir. Kanaatimce bu hadis yukarıda saydığımız meseleler açısından bile dikkate alınsaydı, sanırım daha az hata yapılırdı. Ama bu, fırsatın elden kaçtığı anlamına gelmez. Hâlâ daha bu fırsat eldedir.

-Hocam hadisin sonunda şöyle bir ifade var: “Bu hazineden herkes almak için hücum edecek ve oraya gidenlerin onda dokuzu veya yüzde doksan dokuzu ölecek.” Hazineyi su ise isterseniz biraz da suyun stratejik boyutuna değinelim. Şimon Peres’in, ‘Geçmişte toprak için savaşmıştık, gelecekte su için savaşabiliriz.’ sözü var. Yine ABD’ye hizmet veren bir stratejik araştırmalar merkezinin yayın organında Ortadoğu’da gelecekte belirleyici unsurlardan birinin su olacağı ifade ediliyor. GAP’ı da bu manada ele almak lazım. Araştırmalar 2025-2030 yıllarında tatlı suların azalacağı, iklimin değişmesiyle deniz seviyesindeki şehirlerin su altında kalacağını ifade ediyor. Dolayısıyla gelecekle ilgili bir haber açısından Fırat Nehri hadisinde zikri geçen hazine su olarak ele alınabilir mi?

-Bu soruyu cevaplayabilmem için elimde bölgenin yer altı ve yer üstü zenginlikleri ve bölgesel politikaların nicelik ve niteliğine dair geliştirilen stratejilerle ilgili gerekli doküman yok maalesef. Zaten ben uzun zamandır, bu hadisin bir doktora boyutunda değerlendirilmesiyle ilgili teklifleri yapageldim. Zira hadisin şumûlü çok fazla, yelpazesi oldukça geniş. Bir Hadis mütehassısı olarak meseleyi ele alabilirim. Halbuki konunun madenler, petrol, kültür, arkeoloji, antropoloji, siyasi/askeri stratejilerle çok yakından ilgisi var. Ben kendi alanım dışındaki bilgilerin çoğundan mahrumum. Ve bu konular uzmanlarıyla oturulup değerlendirilmelidir. Nitekim, benim bu hadisi bir doktora tezine konu teşkil edecek kadar hacimli bulmamın sebebi de budur. İklim değişiklikleri sonunda o bölgede olabilecek demografik hareketlilik, geçmiş milletlerin orada oluşturdukları zengin birikim; hâlen orası ile yakından ilgilenen Avrupa’nın gelişmiş ülkeleri, İsrail ve ABD’nin şimdi bile aynı bölge ile yakından ilgilenmesi konusunda elimizde yeterli döküman olmalı ki bu soruyu doğru olarak değerlendirebilelim. Hasılı isteyen bu hadise hadis bile demeyebilir, kendi bilir. Ben isnadı açısından buna hadis diyorum ve hatta muhtevasındaki konuların dile getirilmiş olmasını, tarihi verileri de göz önüne aldığımda Hadisi, bu hassas bölgeye ait, Hz. Peygamber’in Nebevi ve ciddi bir uyarısı olarak algılıyorum. Hadiste, böylesi bir zenginliğe sahip olmanın avantaj kadar dezavantajlarının da olduğu, bu zenginliği paylaşımda basit dikkatsizliklerin bile çok pahalıya mal olacağı hususlarına vurgu yapılmakta, yönetilenler kadar yönetenler açısından da fevkalade ufuk açıcı tavsiyeler sıralanmaktadır.

-Öyleyse sayın hocam, Hadis’teki uyarıyı da dikkate alırsak o zaman şöyle bir mana da çıkarmak mümkündür: Şayet insanlar böyle bir tehlikenin olduğuna dikkat ederlerse kan dökülme hadisesi de önlenmiş olur.

–Bir ölçüde öyle olmakla beraber, zenginliğe hücumun olacağı konusu da zikredilmektedir. Bu da beşeri bir olgudur. İnsanoğlu hırslı ve tamahkardır. Hadis, böyle bir hadiseyle karşılaşıldığında apar topar üzerine gidilmemesi, çok dikkatli olunması gerektiğine dair açık uyarılar ihtiva etmektedir. Ancak bir başka şey de var ki, o da insanların zenginlik ve mal edinme konusundaki aceleciliği ve oburluğudur. Bir zamanların Amerikası’nda kovboyların altına hücum serüveninde yaşadıkları hepimizin malumudur. Bu hep oldu ve olmaya da devam edecektir. Öyleyse bu hadisin bize anlattığı manayı iyi düşünüp oradaki zenginlikleri geniş bir ufukla değerlendirmelidir. Hadisten, kurt kanunundan uzak, adil ve makul bir paylaşım olduğunda ihtilafın da olmayacağını anlıyorum. Enerjinin büyük miktarının karşılandığı, ülkemin yıllardır yatırım yaptığı, büyük zenginlikleri bünyesinde barındıran bu bölgeyi ve bu bölgeyle ilgili hadisi önemsiyorum. Benim konuyla ilgili dikkat çekmem gereken şey, hadisin isnadı ve anlamını değerlendirme yönündedir. Daha önce de ifade edildiği üzere hadis, Buhari, Müslim, Ahmed b. Hanbel, Ebu Davud, Tirmizi ve İbn Mace de yer almaktadır. Hadis mezkür kitaplarda farklı rivayetleriyle geçmektedir. Bu farklı rivayetler o bölgeye dikkat çekmekte ve dikkat edilmezse bir takım sıkıntıların olacağını beyan etmektedir.

-Sayın hocam son soru olarak, Fırat Nehri ile ilgili hadislerin hepsi fitenle ilgili bölümde mi geçmektedir?

-Gördüğüm kadarıyla fiten ve kıyamet alametleriyle alakalı bölümlerde geçmektedir. Buhari’nin attığı bab başlığı dikkat çekicidir. Buhari, bu hadisi “ateşin ortaya çıkışı” babında zikretmiştir. Doğu’dan ateşin yükselmesi kıyametle ilgiliyse de mecazi anlatımı ihtiva ediyor olması da mümkündür. Tabi bu ateşin çıkışı kainatın mı yoksa belli bir medeniyetin çöküşü ile mi ilgilidir; açık ve net değildir. Bahse konu olan hadise kısaca değinmeliyim. Şöyle ki, Doğudan yükselecek olan bu ateşin, insanları doğudan batıya göç ettirecek nitelikte ve çapta bir ateş olacağı ifade edilmektedir. Düşünün ki, insanlar hep doğudan batıya göç ediyorlar. Acaba bu ateşi mecazi olarak yorumlamak mümkün müdür? Doğunun, insanı/sujeyi merkeze yerleştiren medeniyetinin, nesne/obje merkezli Batı medeniyetine yenik düşme ve koşmasının ateşi mi? Kim bilir? Zira insanların yoğun bir arzuyla Batıya yöneldiği günümüzde bu sosyal bir dönüşüm/ [sosyal sıkıntıların toplumun bünyesinde açtığı yaralara ait bir ateş] müdür yoksa bir yerlerde olacak jeolojik bir dönüşüm müdür bilmiyoruz. Ama hadisi okuduğumda aklıma bunlar da gelmiyor değil. İnsanlar bilinçsizce bütün değerlerine sırt dönerek, gönlüne bir aşk ateşi düşmüş kara sevdalılar gibi düşünmeden Batı’ya yöneliyorlar. Halbuki Batı doğunun zenginliğine göz dikmiş ona doğru koşmakta, oysa Doğu’da da birçok zenginlik olmasına rağmen Doğulu insanlar da Batı’ya koşmakta! Dolayısıyla bu ateşi sosyal bir dönüşüm olarak da yorumlayabilir miyiz, doğrusu düşünülebilir kanaatindeyim. Tabi çok sancılı bir dönüşüm! Toplumsal açıdan doğuracağı neticeleri kestirmenin pek kolay olmadığı bir göç. Bu hadisle art arda rivayet edilen Fırat hadisi, doğunun sahip olduğu kendi zenginliğine dikkat çekerek ayakları üstünde durmasının isabetini de kaydetmektedir. Agâh olmak gerekir.
Logged

Ne mutlu Türküm diyene!!!


Forumlarımızdan daha iyi yararlanmak için lütfen üye olunuz.
admin
Administrator
Bizden
*****

Teşekkürler: 106
Offline Offline

Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 354



Üyelik Bilgileri WWW
« Yanıtla #1 : 19 Ekim 2007, 20:33:35 »

Teşekkürler dalton...
Logged

www.cafein.biz
www.tiklat.org


Forumlarımızdan daha iyi yararlanmak için lütfen üye olunuz.
Sayfa: [1]   Yukarı git
Yazdır
Gitmek istediğiniz yer:  

Sitemap
1, 2, 3, 4, 5, 6, 7, 8, 9, 10, 11, 12, 13, 14, 15, 16, 17, 18, 19, 20, 21, 22, 23, 24, 25, 26, 27, 28, 29, 30, 31, 32, 33, 34, 35, 36, 37, 38, 39, 40, 41, 42, 43, 44, 45, 46, 47
||| Sitemap 2|| Arsiv|| XML|| Wap|| Wap2|| Wap Forum|| Rss||| Tema Yapımcısı panic
eXTReMe Tracker