Merhaba, Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya üye olun.
Aktivasyon mailiniz gelmediyse buraya tıklayın.

Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz

 
Gelişmiş Arama

9125 Mesaj 4692 Konu- Gönderen: 1190 Üye - Son üye: kezban

22 Kasım 2008, 22:02:08
  Mesajları Göster
Sayfa: [1]
1  Kültür-Sanat / Resimli Şiirler / Kim Dokunduysa o na git : 08 Aralık 2007, 13:39:18
2  Kültür-Sanat / Resimli Şiirler / Düşüneceksin : 08 Aralık 2007, 13:36:26
3  Kültür-Sanat / Resimli Şiirler / Anlam : 08 Aralık 2007, 13:31:11
4  Kültür-Sanat / Resimli Şiirler / Beni Bırakma : 08 Aralık 2007, 13:18:39
5  Kültür-Sanat / Denemeler / Çocukca Neşeler : 08 Aralık 2007, 13:15:23

Hangi kitabın sayfaları arasında kaldın sen çocukça neşelerim...Elimde kalanlarla bir yere varılmaz tez çık nerdeysen bul beni...Hani bazen bir anı gelir akla çocukluğa dair kimi zaman gülümser kimi zaman hüzünleniriz...Nezaman bir neşe sarsa içimizi çocuklar gibi şendim diye anımsarız...Hayatın her dönemi yaşanılasıdır da çocukluk gibisi varmıdır ki...En çok ne verseler mutlu olurdum bir dondurma, bir elma şekeri yada bir bebek...Çok renkliydi hayat o yıllarda ....Deniz ve gökyüzü mavilerden en güzel maviydi.Evimizin bahçesi en güzel yeşildi ...Kışın kar yağdığında taneleri avucumun içi kadar büyüktü...Hep yazın yüzerken koca elli bir kız olup kürek gibi suları bir o yana bir bu yana atmak isterdim hatta sırtımda yelkenlim bile olabilirdi...Gökkuşağını gördüğüm ilk günü anımsarım sihir gibiydi sanki...Kim çizmişdiki bu resmi gökyüzüne....Uçan balon merakım, patates cipsi sevdam, sakız yutmadaki rekorum ve bir elimden annem bir elimden babam tutupta yollarda salınırkenki neşem....
Birini anımsayınca patır patır mısır patlağı gibi zihnimden kalemime dökülen neşeli şarkıdır çocukluğum...Tadı gevrek tuzlu , görüntüsü gökkuşağından renkli çocukluğum....
Kadın olmanın entellektüel tek yanı sorgulamayı, görselliği beyinde çözünürlülük sağlamayı erkeklerden daha başarılı kıldırmak... Çok okudukça empatiyi arttırmak...Çok film izledikçe sevgisizliğini hissetmek...Nezaman büyüdük, çocukluk nezaman bitti, nezaman bukadar veren taraf olduk ve sevgisizliğimizi hissedip içimize atar olduk...Kırıldık, ağladık ne sarıldık ne sarılındı ne de sığındık....Daha dün çocuktum ben bu göz yaşları okul yollarının çiçeklerine dökülen sular değil benim benim ta kendimim ...Ne zaman geçti bu ömrün çocukluk yılları ben daha sakızlarımı açmamıştım oysaki....
Agnus....
6  Kültür-Sanat / Denemeler / Ege ye Dair : 08 Aralık 2007, 13:10:52

Dikkat ettim kim sıkılsa kim emeklilik hayalleri kursa bir Ege ye yerleşme, kaçma, sığınma durumları içine giriyor...Olmaz durun orası benim sığınağım....Ben önceki hayatımda sanırım Egede yaşadım ...Tabiii öyle bir olgu varmı bilmiyorum içsel bir tanımlama bu....Denizin kenarında durup kar beyazı elbisemle kıyıya vuran denizin akşam üstü esintisiyle huzur buluyormuşumda geri dönüp baktığımda penceresinde tülleri uçuşan evimden gelen mis gibi çiçek kokularıyla ben sanki günü selamlıyormuşum o hayatımda ya da bu benim Egeyi mekan seçmeme avuntu sağlayan kendimce yarattığım içsel birşey ...Evet gidicem bilmediğim Alaçatı mı olur yoksa başka bir yermi bilmem yerleşicem, yaşlanıcam, ölücem...Mümkünse küllerimi bile Egeye savursunlar okadar derin bir bağlılık hallerindeyim...Benim sığınağım orası herkes kendine başka bir yer seçsin ....Yoksa hayallerin boşluktaki kirliliğinden gitmeden Egeyide kirleticez...Ben söyliyim önce ben hayal ettim çekin hayallerinizi üstümden ....Bir rahat nefes alalım Egeye dair...
Agnus...


7  Kültür-Sanat / Denemeler / Çıplak Gözyaşları : 08 Aralık 2007, 13:07:07
Yok denilen yerde çıplak göz yaşlarına bürünür gecedeki varoluşum....Kalın örülmüş hırkasından ayrılmış, yönünü şaşırmış herzaman içime akan göz yaşlarımla tanıştım bu gece....Süzüldüler yanaklarımdan nekadar sıcak bir okadar da soğuklarmış...İçten çıkan duyguların ısısı yangını süzülürken yanaklarımdan varoluşu tamamlanır tamamlanmaz soğuk dünyanın soğuğunu hissettiriyor insana.....Her akan yaşta ben mi aktım acılarım mı aktı yoksa üşüdük mü beraber bilmiyorum... Kurumuş bir karanfile sinmiş sıkıştırıldığı kitap arasındaki sayfaların kokusu gibi saman kokan geçmişin birikimlerini kıyamadım silmeye ..Yolunu bulsun istedim öksüz yüreğim gibi ...Bekledim savrulası bir rüzgarda esmedi benden gelen bana değdi ....Sessiz haykırışların sulu yansıması yanaklarım gibi kalbimide üşüttü ...Kimler terkettiyse hayallerimi geçmişimi zaten gideceklermiş, onlar giderken gittikleri yollar göz yaşlarımla suladım....Hayırlısı ile gitsinlerde birdaha gelmesinler....Çocukluğumun Emirgan Parkı yüreğim sonbaharı yaşıyor...Sararmış yapraklara binmiş göz yaşlarım yağıyor bu gece ....Her damlada hafifliyormuyum yoksa üşüyormuyum bilmiyorum....

Agnus...
8  Kültür-Sanat / Denemeler / Çok İyi Değilim : 08 Aralık 2007, 13:03:33

Kahredesi sözlerin sahibi belkide ben değilim....Tüm bu ifade zorlanmalarım belkide küçükken hep susturulmam...Çok üzgünüm ya da çok canım yanıyor diyememenin isyanı bendeki bu kayboluş halleri ...Ya bana bir çekmece bulun içinde unutulayım ya da bir kutu bulun içinde hapsolayım...Çok yalnızım...İçsel, düşünsel çok yalnızım...Tek ifade halim bu, yazmak...Seyrediyorum akıyor hayat ne anlatmak istediğim beynimde ama anlatamıyorum biliyorum kırıcı oluyorum o hallerde yol almak istiyorum...Kah içimi bıçaklıyorum kah nefessiz kalmak için yalvarıyorum...Tek bildiğim içime attılarımı dışa belli bir sırayla vurmak yerine gidenin arkasından dökülen bir sürahi su gibi boca ediyorum....Dediğim gibi ya bana bir çekmece bulun içinde unutulayım ya da bir kutu bulun içinde hapsolayım....
Şarkıdaki gibi ;

Zamanı kendime ilaç edemedim

savaştım kendimle ama yenişemedim....

Agnus...
9  Kültür-Sanat / Denemeler / Unutmak : 08 Aralık 2007, 13:00:28

Çok puslu, az kokulu yansımaları sindirme çabası bu benimki...Hayatı anlama, tanıma içine akıp karışma derken ucundan kenarından uçları yakalama, bilinmeyeni görme, anlaşılamıyanı yaşama sevdası ...Kor sevdaların can yanığı ile nefes alma çabaları...Çok sararsan nefes alamaz kalp acıları özgür bırakmak lazım ....En anlamlı söz bu kalp acısından henüz ölen yok...Bukadar kara sevdalara gark etmiş kalplerde kanser ve verem görülemedi....Ruhumuzun kanser olmasına ne engel peki ...Tüm o acılara rağmen, kaybedişlere rağmen neden kanser olmaz ruhumuz ...Kanser bakıldığı zaman çok kuvvetli bir hücre yapısı alt edilmesi ondan zor ve en güzel örneğidir gücün kötüye kullanılması anlamında....Ruhumuz kanser olmuyor çünkü en büyük şey bahşedilmiş beynimize UNUTMAK.......
10  Kültür-Sanat / Denemeler / Beklenen : 08 Aralık 2007, 12:58:31

Hayatında kimi yakın buluyorsan ona anlat kendini ...Senden geriye seni bilen kaç kişi kalırsa onunla övün...İyi anıl güzel hatırlan...En büyük mirasın bu olsun...Çarpma, çalma ve kalp kırma...
İnsanız geri dönüşü olmayan yollara saparız ama çıkmaz bile olsa her yol bir yere varmaz mı ? Sonunu göremiyorsan bilki yanlış içindesin ....Yanlışın neresinden dönersen kardır...Seni sevenleri, seni özleyenleri bekletme...Hayatın stresine çak tekmeyi seni seviyorum de....Bak bakalım ozaman yastığına başını nasıl bir huzurla koyuyorsun...

Agnus
11  Kültür-Sanat / Vizyondakiler / Elizabeth : 08 Aralık 2007, 12:55:33

Yapım :
2007, Fransa/ İngiltere
Tür :
Dram/ Tarih
Yönetmen :
Shekhar Kapur
Senaryo :
William Nicholson, Michael Hirst
Oyuncular :
Clive Owen, Cate Blanchett, Geoffrey Rush
Yapımcı :
Tim Bevan, Eric Fellner, Jonathan Cavendish
Görüntü Yönetmeni :
Remi Adefarasin
Müzik :
Craig Armstrong, A.R. Rahman
Dağıtım :
UIP Filmcilik
Süre :
1 saat, 54 dk.
Gösterim Tarihi :
23 Kasım 2007

Özet
Kraliçe Elizabeth'in kuzeni olan İskoçya Kraliçesi Mary Stuart, İngiliz tahtını ele geçirmek için İspanya Kralı Philip ile çeşitli komplo planları yapmaktadır. Elizabeth'in sadık ve güvenilir danışmanı Sir Francis Walsingham, kraliçeyi komplo ve tuzaklardan koruyabilmek için vargücüyle çaba gösterir. İmparatorluğunu korumak için savaşa hazırlanmakta olan Elizabeth, macerapest ruhlu yakışıklı denizci Raleigh'e karşı hissettiği beklenmedik duygular ile kraliyet sarayındaki görevleri arasındaki hassas dengeyi tutturmak zorundadır.

12  Kültür-Sanat / Vizyondakiler / Beyaz Melek : 08 Aralık 2007, 12:53:04

Yapım :
2007, Türkiye
Tür :
Dram / Romantik
Yönetmen :
Mahsun Kırmızıgül
Senaryo :
Mahsun Kırmızıgül
Oyuncular :
Erol Günaydın, Cezmi Baskın, Ali Sürmeli, Yıldız Kenter, Arif Erkin, Mahsun Kırmızıgül, Bilge Zobu, Cihat Tamer, Zeynep Tokuş, Suna Selen, Tomris Oğuzalp, Gazanfer Özcan, Fadik Sevi Atasoy, Yavuz Bingöl
Yapımcı :
Murat Tokat, A. Levent Üngör
Görüntü Yönetmeni :
Eyüp Boz
Müzik :
Mahsun Kırmızıgül, Yildiray Gürgen, Kemal Sahir Gürel
Dağıtım :
Medyavizyon
Süre :
2 saat, 01 dk.
Gösterim Tarihi :
16 Kasım 2007



Beyaz Melek’ filmi; bir aşkın öyküsüdür.Bu aşk öyküsü, iki insanın birbirine duyduğu aşk değil, bir grup insanın hayata ve birbirlerine duyduğu aşkın ve sevginin hikayesidir.Filmde, doğudan batıya, mekteplisinden köylüsüne, gencinden yaşlısına sevginin her türlü motifi hem duygusal hem de esprili bir dille anlatılır.Kalplerimizi ısıtan tüm anlar ve bizi biz yapan tüm değerlerimiz daha önce hiç düşünmediğimiz yada hissetmediğimiz şekilde seyirciyle buluşturulur.Ve der ki : Sevgi asla yarına ertelenmeyecek, insanoğlunun en büyük ve görkemli eylemidir

13  Kültür-Sanat / Vizyondakiler / Yumurta : 08 Aralık 2007, 12:49:31

OYUNCULAR: Nejat İşler Yusuf Saadet Işıl Aksoy AylaUfuk Bayraktar HalukTülin Özen Sahaftaki KadınGülçin Santırcıoğlu GülKaan Karabacak Çapacı Çocuk
SENARYO: Semih Kaplanoğlu
GÖRÜNTÜ YÖNETMENİ: Özgür Eken SESİsmail Karadaş
MİKSAJ: Yorgos Mikrogiannakis
SANAT YÖNETMENİ: Naz Erayda
GENEL KOORDİNATÖR: Özkan Yılmaz
KURGU: Ayhan ErgürselSemih KaplanoğluSuzan Hande Güneri
YÖNETMEN: Semih Kaplanoğlu
YAPIMCI: Semih KaplanoğluKaplan Film Production
ORTAK YAPIMCI: Lilette BotassiInkas Film Production
YUNANLI YARDIMCI YAPIMCI: Panayiotis Papazoğlu(PPV S.A.) SES STÜDYOSU Papazoğlu S.A. (Athens)



Şair Yusuf annesinin ölüm haberini alır ve yıllardır uğramadığı kasabadaki çocukluk evine geri döner. Bakımsızlıktan harap düşmüş bir evde onu genç bir kız, Ayla beklemektedir. Yusuf beş yıldır annesi ile yaşayan bu uzak akrabadan habersizdir... Ayla'nın Yusuf'tan bir isteği vardır. Zehra'nın ölmeden önce adadığı adağı oğlu Yusuf yerine getirmelidir. Taşra hayatının durağan ritmi, eski sevgili, dostlar ve hayaletlerle dolu mekanlar ve içini kaplayan suçluluk duygusu yüzünden karşı koyamaz.Ve Ayla ile Yusuf üç-dört saat uzaklıktaki bir yatır türbesinde yapılacak kurban kesimi için yola çıkarlar. Kurbanlığın seçileceği sürünün bulunamaması yüzünden geceyi bir krater gölünün kenarındaki otelde geçirirler ve katılmak zorunda kaldıkları düğünün atmosferi Yusuf'la Ayla'yı birbirlerine yaklaştırır. Yağan ilk kar suçluluğu örterken, koçun kurban edilişi Yusuf'un kaderini değiştirecek midir?
YUMURTA /ÖDÜLLER ULUSLARARASI ÖDÜLLER
13. Saraybosna Uluslararası Film Festivali – En İyi Kadın Oyuncu
Valdivia Uluslararası Film Festivali >>>
- En İyi Yönetmen (Semih Kaplanoğlu)- En İyi Kadın Oyuncu (Saadet Işıl Aksoy)

FESTİVAL GÖSTERİMLERİ
60. Cannes Film Festivali >>> - Quinzaine Des Realisateurs Bölümü Dünya Prömiyeri
Karlovy Vary Film Festivali >>> - Another View Bölümü
Brüksel Avrupa Filmleri Festivali
Polonya Era New Horizons Film Festivali >>> - Yarışmalı Bölüm
13. Saraybosna Uluslarası Film Festivali >>> - Yarışmalı Bölüm
Fransa Recontres de Gindou Film Festivali



14  Kültür-Sanat / Vizyondakiler / Ademin Trenleri : 08 Aralık 2007, 12:46:30

 
Yönetmen Barış Pirhasan
Senaryo İsmail Doruk
Oyuncular Nurgül Yeşilçay, Cem Özer, Ümit Çırak, Derya Alabora, Asuman Dabak
Filmin Türü Drama
Orijinal Adı Ademin Trenleri
Yapımcı Firma Promete Film, İstisnai Filmler
Yapım Yılı 2006
Yapım Ülkesi Türkiye
Orijinal Dili Türkçe
Filmin Süresi 0 dakika
Resmi Sitesi http://www.haberposta.com/adem..
Dağıtıcı Firma Kenda Film
Vizyon Tarihi 02.03.2007



Hasan Hoca yıllarca Bekir'in günahını taşıdı sırtında. Bekir'in kirletip terk ettiği Hacer'i ailesinden korumak için nikahına aldı. Ama ona hiç el sürmedi. Bunu Allah'ın kendisine bir sınavı kabul ediyordu ve bir gün Bekir'in Hacer'e döneceğine inanıyordu. Hoca onca yoksulluğuna rağmen Hacer'e ve dünyaya getirdiği Fatmacık'a karşılık beklemeden yıllarca baktı. Hasan Hoca zamanla ikisini de çok sevdi, ancak kendisinden ayrıldıklarında acı çekmemek için sevgisini belli etmedi ve hep mesafeli durdu onlara. Bu yüzden onu babası bilen Fatmacık küçük bir çocuğun bir babadan beklediği sıcaklığı ondan alamadı. Ama, Fatmacık biliyordu bir gün Hoca babasının onu çok seveceğini. Hep, "Babam beni büyüyünce sevecek" diyordu. İki tarafın da kabullendiği bu yaşam, bir Ramazan günü Manisa'nın uzağındaki yirmi hanelik küçük tren istasyonuna Hasan Hoca'nın İmam olmasıyla değişti, farklı nitelik kazandı. Fakir fakat sevecen insanların yaşadığı, Ramazan ayında bir imamları olmasından başka dertleri bulunmayan bu küçük sıcacık ortamda Hoca hiç ummadığı biçimde Bekir'le karşılaştı. Emaneti ona iade etmek zorundaydı, "Bir gün gelip Hacer ile Fatmacık'ı alacağını biliyordum, ama benim onları senin ayağına getireceğim hiç aklımdan geçmezdi." diyerek.. Bekir kendisine teslim edilen emaneti Hoca'nın onu taşıdığı gibi taşıyabilecek miydi?

15  Kültür-Sanat / Vizyondakiler / Mutluluk : 08 Aralık 2007, 12:42:58

Yönetmen: Abdullah Oğuz
Senaryo: Kubilay Tunçel, Abdullah Oğuz
Oyuncular: Talat Bulut, Özgü Namal, Murat Han, Lale Mansur, Mustafa Avkıran
Filmin Türü: Drama
Orijinal Adı: Mutluluk
Yapımcı Firma: ANS Yapım
Yapım Yılı: 2007
Yapım Ülkesi: Türkiye
Orijinal Dili: Türkçe
Resmi Sitesi: http://www.mutlulukfilm.com/
Dağıtıcı Firma: Kenda Film
Vizyon Tarihi: 16.03.2007



Film, Meryem’in perişan ve baygın halde, bir göl kenarında bulunmasıyla başlar. Ailesi kızlarının bir namussuzluk yaptığını düşünerek töre gereği öldürülmesine karar verir. Öldürme görevi ise yakın akrabası Cemal’e verilir. Çıktıkları ölüm yolculuğunda, Meryem ve Cemal’in yolları, Profesör İrfan Kurudal’la kesişir. Bu karşılaşma üçünün de kaderlerini değiştirecek mutluluğa doğru bir yolculuğun başlangıcı olur.
16  Kültür-Sanat / Yerli Oyuncular / Çağan Irmak : 08 Aralık 2007, 12:39:13

Çağan Irmak (4 Eylül 1970, İzmir) Türk yönetmen, senaryo yazarı.
4 Nisan 1970 tarihinde İzmir'de doğdu. Çocukluğu Seferihisar'da geçti. Ege Üniversitesi Radyo-TV bölümünden mezunu oldu.
Asmalı Konak adlı televizyon dizisiyle ismini bütün Türkiye'ye duyurdu. Sonra 1980'li yılların karışık, gergin ve politik halini anlatan Çemberimde Gül Oya dizisini yazdı ve yönetti.
Bana Şans Dile, Mustafa Hakkında Herşey, Babam ve Oğlum, adındaki üç uzun metrajlı sinema filmi yanı sıra, ödüllü kısa filmleri bulmaktadır






Sinema filmleri [değiştir]
Bana Şans Dile (2001)
Mustafa Hakkında Herşey (2004)
Babam ve Oğlum (2005)
Ulak (2007)

Kısa metrajlı filmleri
Bana Old and Wise'ı Çal (1998)

Dizi filmleri [değiştir]
Asmalı Konak

Çemberimde Gül Oya
Şaşıfelek Çıkmazı
Kabuslar Evi
17  Kültür-Sanat / Yabancı Oyuncular / Joaquin Raphael Phoenix : 08 Aralık 2007, 12:36:15

Gerçek Adı: Joaquin Raphael Phoenix
Doğum Yeri: San Juan, Porto Riko
Doğum Tarihi: 28.10.1974
Boy : 1.73 m
Takma Adı : Kitten
Onu Ünlü Yapan Ne? Nicole Kidman ile birlikte oynadığı, To Die For (1995) filmindeki Jimmy rolü ile ünlendi.
Birliktelikleri: Sevgilisi: Liv Tyler, aktris; Inventing the Abbotts filminin çekimlerinde tanıştılar; 1998'de ayrıldılar.
Ailesi:
Babası: John Bottom Amram, yönetici
Annesi: Arlyn Dunitz Jochebed, yönetici
Kardeşi: River Phoenix, aktör; şarkıcı, müzisyen
Kardeşi: Rainbow Phoenix, aktris
Kardeşi: Liberty Butterfly Phoenix, aktris
Kardeşi: Summer Joy Phoenix, aktris
Eğitim: - 9. sınfta Okulu bıraktı.
Aile Durumu: Genç yaşta ölen ünlü oyuncu River Phoenix'in kardeşi. Ayrıca kızkardeşleri Summer, Liberty ve Rain, az da olsa oyunculuk yapmış isimler. İsim: İsmi "Wah-keen" şeklinde okunuyor.
İlişkiler: 1995-1998 arası Liv Tyler ile birlikte oldu. Ayrıldıktan sonra bir röportajında Tyler'ın çıkma teklif ettiği ilk kız olduğunu söyledi.
Başlangıç: 12 Yaşında "SpaceCamp" filmi le ilk sinema filminde oynadı. Daha sonra 1989'da Steve Martin'in başrolündeki "Parenthood" ile dikkatleri çekti. Tam herşey iyiye giderken babasıyla Meksika'ya gitti ve oyunculuğa ara verdi.
Trajedi: 1993 yılının 30 Ekim günü Joaquin, ablası Rain, ağabeyi River ve onun kızarkadaşı Samantha Mathis ile birlikte Los Angeles'da Johnny Depp'in sahibi olduğu Viper Room adlı klüpte eğleniyorlardı. Ağabeyi River Phoenix aldığı yüksek dozda uyuşturucudan fenalaştı ve hayatını kaybetti. Kendi neslinin en yetenekli oyuncularından biri olarak gösterilen River'ı kurtarmak için Joaquin'in ümitsizce 911'i arama kaydı Amerikan televizyonlarında defalarca yayınlandı.
Dönüş: Kısa film olan "Waking The Dog"u saymazsak sinemaya 6 yıl ara veren Phoenix, Nicole Kidman'ın yanında oynadığı "To Die For" ile tüm dikkatleri üzerine çekti.
Şöhret: Ridley Scott'ın yönettiği "Gladiator"de genç yaşına rağmen Commodus karakterini çok başarılı biçimde canlandırarak tüm dünyada şöhrete ulaştı. Biliyor musunuz?: Küçük yaşta kardeşlerininki gibi (Summer-Yaz, River-Nehir, Liberty-Özgürlük) bir isme sahip olmak isteyen Joaquin, ismini Leaf-Yaprak olarak değiştirdi. 10 yıl kadar bu ismi kullandıktan sonra tekrar Joaquin ismine döndü.Bunu biliyor musunuz?: Aynen diğer kardeşleri gibi hiç okula gitmedi ve tüm eğitimini evde ailesinden aldı.
Söz: "River içinde, aynı benim için olduğu gibi oyunculuk ve sinema bir gereklilikti. Bunu açıklayamam.""Sosyal biri değilim, doğuştan sessizim. Kızkardeşlerimi ziyaret etmeyi e yolculuk yapmayı seviyorum."
Meraklısına... • İsmini 6 yıl için, geçici olarak "Leaf" olarak değiştirmişti, çünkü insanlar "Joaquin" ismini doğru olarak telaffuz edemiyorlardı. • Modellik yaparken, bir seferinde çekimler sırasında ayakkabıları giymeyi reddetmişti, çünkü ayakkabılar deriden yapılmıştı. • O katı bir vejetaryen ve kesinlikle hayvan derisinden yapılan giysileri de giymiyor •
Joaquin'nin annesi Macar-Rus ve babası İspanyol-İrlandalı karışımı
FİLMOGRAFİ• Walk the Line (2004)
• Village, The (2004)
•Ladder 49 (2004)
• Brother Bear (2003) (seslendirme)
• It's All About Love (2003)
• Signs (2002) • Buffalo Soldiers (2001)
• Quills (2000) • Gladiator (2000)
• Yards, The (2000)
• 8MM (1999) • Clay Pigeons (1998)
• Return to Paradise (1998)
• U Turn (1997) • Inventing the Abbotts (1997)
• To Die For (1995)
• Walking the Dog (1991)
• Parenthood (1989)
• Russkies (1987)
• SpaceCamp (1986)

18  Kültür-Sanat / Yabancı Oyuncular / Jacob Benjamin Gyllenhaal : 08 Aralık 2007, 12:33:57

Doğum adı: Jacob Benjamin Gyllenhaal
Doğum: 19 Aralık 1980Los Angeles, KaliforniyaABD
Biyografi
Çocukluk ve İlk Yıllar Yönetmen Stephen Gyllenhaal ve senarist Naomi Achs'in oğlu,aktris Maggie Gyllenhaal'in kardeşidir.Yahudidir.
İlk olarak 1991 Billy Crystal ile City Slickers filminde görülmüştür.Ailesi bir süre filmlerde yer almasını yasakladı,çünkü evden uzak kalmasını istemiyorlardı.Bu yasaklama 1993 yılında kardeşi Maggie Gyllenhaal ile oynadığı A Dangerous Woman filmi ile son buldu.Gyllenhaal, 1998 yılında Harvard-Westlake Okulu'ndan mezun oldu.Sonra Columbia Üniversitesi'ne başladı.Burada doğu dinleri ve felsefe çalıştı.İki yıl sonra okula sinema kariyeri için ara verdi.İlk başrolü October Sky filmidir.Film, Gyllenhaal'un çıkış filmi olarak nitelendirilir.Oyunculuk Kariyeri Donnie Darko Gyllenhaal'un ikinci başarılı filmi oldu.Film, gişede fazla başarı gösteremese de kısa sürede hayranları tarafından kült film haline geldi. Bu başarıdan sonra Gyllenhaal'un başrolde olduğu Highway isimli film geldi.Ancak ne film ne de oyuncu beğenildi.Jennifer Aniston'la oynadığı The Good Girl filmi ile daha çok beğenildi.Moonlight Mile filminde Dustin Hoffman ve Susan Sarandon ile birlikte oynadı.Spiderman'de Tobey Maguire sırtını incittiği için başrolü oynayacaktı ancak Tobey Maguire iyileşti ve Jake de 2004'te başka bir gişe filmi The Day After Tomorrow'da Dennis Quaid ile birlikte onun oğlu rolünde oynamaya karar verdi.
2005 yılında oyuncu üç filmde yer aldı: Proof,Jarhead ve Brokeback Dağı.Proof'ta Gwyneth Paltrow ve Anthony Hopkins ile başroldeydi.Jarhead'de ise bir Amerikan askerini oynadı.Jake'in asıl hiti Brokeback Dağı oldu.Bu filmde 1960'larda Heath Ledger'in oynadığı kovboy karakteri ile büyük bir aşk yaşayan kovboyu oynadı.Film üç Akademi Ödülü,dört Altın Küre ve dört BAFTA Ödülü kazandı.Jake Gyllenhaal burdaki rolü ile Oscar'a aday olmuş olsa da ödülü George Clooney aldı.
2006 Akademi Ödülleri'nden sonra oyunculuk kariyerindeki gelişmeler doğrultusunda akademi tarafından akademiye üye olması için davet edildi.Jake'e Heath Ledger ile olan romantik sahneleri sorulduğunda etkilenmediğim bir kadınla oynamak gibiydi cevabını verdi.Biseksüel olduğu yolundaki dedikodulara da insanların bana yakıştırdıkları her şeye açığım.Bir erkeğe karşı şimdiye kadar hiçbir şey hissetmedim. Hissetseydim de bundan korkmazdım şeklinde yanıt verdi.Gyllenhaal David Fincher'ın yönettiği,gerçek bir öyküye dayanan Zodiac isimli filmde Robert Graysmith karakterini canlandırdı. Bu filmden sonra ise 2007 yapımı Rendition filminde Reese Witherspoon ile birlikte rol alacak.Özel Hayatı Jake ailesi ile birçok film yaptı.Kardeşi Maggie ile iki filmde rol aldı.Maggie'nin nişanlısı aktör Peter Sarsgaard ile Jarhead isimli filminde birlikte oynadı. Vaftiz annesiJamie Lee Curtis, Vaftiz babası ise Paul Newman'dır. Kendisi de Heath Ledger ve Michelle Williams'ın kızlarının vaftiz babasıdır.En bilinene ilişkisi aktris Kirsten Dunst ile yaşadığı ilişkidir.Çifti Jake'in aktris kardeşi Maggie tanıştırmıştır.2002'de başlayan ilişki inişli çıkışlı olarak 2004'e kadar sürmüştür.Daha sonra adı Natalie Portman ve Gretchen Bleiler gibi birçok ünlüyle anılmıştır.Aktif olarak Amerika'daki gençlerin oy vermesi için çeşitli kampanyalarda çalışmış,kendisi başkan adayı John Kerry'i desteklemiştir.Çevre sorunlarıyla ilgilenir ve her yıl Mozambik ormanlarına ağaç diker.Boş zamanlarında yemek yapmayı ve ağaç işleriyle uğraşmayı sever. Budizm'e inanmaktadır.
Oynadığı FilmlerYıl İsim Rol
1991 City Slickers Danny Robbins
1999 October Sky Homer Hickam Jr.
2001 Donnie Darko Donnie Darko
2001 Bubble Boy Jimmy Livingston
2002 Highway Pilot Kelson 2002 Moonlight Mile Joe Nast
2002 The Good Girl Thomas 'Holden' Worther
2004 The Day After Tomorrow Sam Hall
2005 Brokeback Mountain Jack Twist
2005 Jarhead Anthony Swofford (Swoff)
2005 Proof Harold 'Hal' Dobbs
2007 Zodiac Robert Graysmith

19  Kültür-Sanat / Yabancı Oyuncular / Nicolas Cage : 08 Aralık 2007, 12:30:44

Çocukken birçok oyun ve televizyon şovlarında yer alan Nicolas Cage, bir yaz tatili sırasında San Fransisco'daki Amerikan Konservatuarı'nda tiyatro eğitimi aldı. Los Angeles'ın kenar mahallelerinden birinde dünyaya gelen Cage, özellikle sürekli, depresyon geçiren annesinin ilgisizliğinden kaynaklanan kötü aile koşulları içerisinde büyüdü. Okuldan nefret ederek bir an evvel okulu bitiren aktör, ilk olarak kısa dönem TV dizilerinde oynadı. 1982 yapımı " Fast Times at Ridgemont High " filminde küçük bir rol alan Cage böylece sinemaya ilk adımını atmış oldu.Esas ismi Nicolas Coppola olan ve ünlü yönetmen Francis Ford Coppola'nin yiğeni olan Cage, amcasının " Rumble Fish " ( 1983 ) adlı filminde rol aldı. Aynı yıl kendisini yıldızlığa yükselten filmi " Valley Girl "de oynayan aktör, yine yönetmenliğini amcası Coppola'nın yaptığı ve başrolünde Kathleen Turner'ın da yer aldığı " Peggy Sue Got Married " adlı filmde rol aldı.Deneysel performansları tercih eden yetenekli oyuncu, stüdyo filmlerinden, medyatik gösterilerden ve Hollywood eleştirmenlerinden kaçmayı hep başardı. Cher ile birlikte rol aldığı Norman Jewison'un "Moonstruck"( 1987 ) adlı dönemin aşk filmlerine yeni bir soluk getiren filmde oynadı.Bu filmdeki performansı ile Coen Kardeşlerin dikkatini çeken Cage, yönetmenlerin " Raising Rizona " adlı filminde yer aldı. Bu iki filmle giderek ünlenen aktör, 1990 yapımı " Vampire's Kiss " ve 1992 yapımı " Honeymoon in Vegas " adlı filmlerle çıkışını sürdürdü. Artık film başına 4 milyon dolar gibi yüksek rakamlar alabilen bir oyuncu haline gelen Cage, Mike Figgis'in bağımsız yapımı "Leaving Las Vegas" ( 1995 ) da düşük bir ücretle görev aldı. İntihar etmeye karar veren bir alkoliği canlandırdığı filmle En İyi Erkek Oyuncu dalında Oscar Ödülü'nün sahibi oldu. Daha sonraki senelerde genellikle aksiyon filmlerinde izlediğimiz aktör, Sean Connery ile başrolü paylaştığı " The Rock ", mahkumlarca kaçırılan bir uçağın içerisinde azılı katillerle mücadele eden kahraman eski polisi canlandırdığı " Con Air ", John Woo'nun yönetmenliğini üstlendiği ve başrollerinde John Travolta'nın yer aldığı " Face/Off "ta rol aldı. Meg Ryan'ın da rol aldığı romantik bir film olan ve ünlü Alman yönetmen Wim Wenders'in " Wing of Desire " adlı filminden esinlenen " City of Angels " ile tarzını değiştiren Nicolas Cage, " Snake Eyes " filmiyle aksiyon filmlerine dönüş yaptı. "Nosferatu" adlı sessiz korku filminin yapılışını konu alan " Shadow of the Vampire "ile yapımcılığa yönelen Cage, 2000 yapımı " Gone in 60 Seconds " için 20 milyon dolar aldıAktör, aynı yıl içinde çekilen " Aile Babası " isimli filmde, yoğun bir iş yaşamı ile güzel, huzurlu bir yuva arasında seçim yapmak zorunda kalan Jack Campbell karakterini canlandırdı. 2001 yılında " Corelli'nin Mandolini " isimli filmde 2.Dünya Savaşı sırasında bir Yunan adasında köyün güzeli Pelagia'ya aşık olan İtalyan askerini canlandıran aktörün son çalışmaları arasında " Constantine ", "Adaptation " ve " Windtalkers " isimli filmler yer alıyor...
20  Ders Notları - Ödevler / Edebiyat / Klasik Türk Edebiyatı : 06 Aralık 2007, 19:04:13
Klâsik Türk Edebiyatı


Divan Edebiyatı başlangıçta iki yabancı gelenek olan Arap-Fars (özellikle Fars) edebiyatları geleneğine dayanarak kurulmuş, zaman içinde taklidi aşan Osmanlı terkibi ve üslûbuna ulaşarak millî edebiyat hüviyetini kazanmıştır.

Klâsik Türk edebiyatı gibi Batı tesirinde gelişen Türk edebiyatı da zamanla kendi benliğini kazanmıştır. Doğuş ve gelişme serüvenleri birbirine benzer.

İslâmîyet’in yerleşmesi sürecinde oluşmaya başlayan bir edebiyattır. Bundan dolayı konuları arasında din, Allah, peygamber, tasavvuf vb. önemli bir yer tutar.

13-19. yüzyıllar arasında ürün veren bu edebiyata şairlerinin şiirlerini “divan” adı verilen yazmalarda toplamaları dolayısıyla Divan edebiyatı denir.

Bu edebiyat, medrese kültürüyle yetişen aydın şairlerin Arap ve İran edebiyatını örnek alarak oluşturdukları klâsik bir edebiyattır. Zamanla bu taklit sona ererek özgünlük yakalanmıştır.

Klâsik Türk edebiyatı, eski Türk edebiyatı, yüksek zümre edebiyatı diye de adlandırılır.

Aydın tabaka, yüksek zümre edebiyatı denmesinin sebebi bu edebiyatı yapanların ve ona ilgi gösterenlerin seçkin çevrelerden oluşu olarak gösterilir. Bu bir iddiadan öteye gitmiş değildir.

Klâsik edebiyatta nesirden çok nazım önemlidir. Nesirde de nazım unsurları (seci, ahenk vb) kullanılmıştır. Nesirdeki dil nazma göre daha anlaşılmazdır.

Bu edebiyatta şekil ve muhteva bakımından belirli kalıplar vardır: güzellik anlayışı, mecazlar...

Tezkireler, şairlerin hayatlarını anlatan ve şiirlerinden örnekler veren eserler olarak bu edebiyatın tarihinin ve başarısının vesikalarıdır.

Divan Şiirinin Başlıca Özellikleri


Divan şiirinin kökleri İslâm öncesi Arap şiirine dayanır.

Bu şiir tarzı İslâmiyet’ten sonra, bu dine giren çeşitli milletlerin katkısı ile önce Arapçada, daha sonra Farsça ile Doğu ve Batı Türkçelerinde, en sonra da Hint Müslümanlarının yazı dili olan Urducada gelişmiştir.

Nazım birimi genel olarak “beyit”tir. Dört ve daha fazla dizeden oluşan bentler de kullanılmıştır.

Ölçü aruz ölçüsüdür. Son zamanlarında az da olsa hece kullanılmıştır.

Tuyuğ ve şarkı hariç bütün nazım şekil ve türleri Fars edebiyatı aracılığıyla Arap edebiyatından alınmıştır.

Kelime ve kelime grupları yönünden Arapça ve Farsçadan oldukça çok etkilenmiştir. Süslü, sanatlı ve ağır bir dil kullanmışlardır.

Redif ve kafiyeye önem verilmiştir. Göz için kafiye esastır, tam ve zengin kafiye kullanılmıştır.

Şiirlerin (kasideler ve mesneviler hariç) belli bir adı yoktur. Şiirin sonunda şairin mahlası (takma adı) geçer.

Nazım şekil ve türleri kesin sınırlarla birbirinden ayrılmıştır.

Şiirlerde genellikle konu bütünlüğü olmadığı gibi bütün güzelliğine değil parça güzelliğine önem verilir. Kısmen kasidede ama özellikle mesnevilerde konu bütünlüğü vardır.

Sanat için sanat ön plândadır.

Anlam da söyleyiş de son derece önemlidir. Bu yüzden söz sanatları bolca kullanılmıştır.

Konular genellikle gerçek hayattan uzaktır. Aşk, sevgili, ölüm, ıstırap, şarap, övgü ve din gibi konular en çok işlenen konulardır. Soyut konular işlenir.

Duygu ve düşünceler, kalıplaşmış “mazmun”larla anlatılır. Fikirler ve duygular neredeyse ortaktır. Boyun servi; kaşı keman; çenenin elma; ağzın nokta oluşu her şairde aynıdır.

Divan şairlerinin müstakil dünya görüşleri ve felsefeleri yoktur. Hepsi aynı fikirleri değişik bir biçimde söylemişlerdir.

Divan şairleri Fars edebiyatının üstatlarına yetişmeyi hedefleyip zamanla onları geçtikleri gibi birbirlerine de benzemeye çalışmışlardır. Bundan dolayı nazirecilik geleneği oluşmuştur.

Şairin kişiliğini ve büyüklüğünü, söyleyiş orijinalliği ve güzelliği sağlar.

Divan şairi daima aşıktır. Bu aşk onulmaz dert olmakla beraber şair bu dertten memnundur, onlara göre bu derdin dermanı gene bu derdin kendisidir. Hatta zamanla beşerî aşk yerini Allah aşkına bırakır. Bu sebeple âşık mecazî sevgilisine kavuşmak istemez.

En başarılı ve tanınmış divan şairleri Baki, Fuzuli, Nedim ve Nefi'dir.
21  Resim - Fotoğraf / Sanatsal / Ynt:Leonardo Da Vinci Ve Resimleri.... : 06 Aralık 2007, 18:52:25
Bilgiler çok iyi olmuş teşekkürler
22  İnternet / Videolar / Bu Tavuğu Seviyorum : 06 Aralık 2007, 15:57:53
En sevdiğim tavuk

23  Sohbet - Yaşam / Romantizm / BUĞUDAN KALP : 06 Aralık 2007, 15:53:26

Köşesi yanmış anıların, saman rengi görüntüsünde en çok yağmur yağan pencere ardında hüzün dolar insana...Dışarda yağmur yağar, üstünüze ise hüzün....Tüm çağrılmayanlar gelir teker teker...Derken cama avucunuzun içini koyarsınız elinizin etrafı ısıdan buğu olur... Elinizi çekersiniz cama şöyle afillisinden bir hoh dersiniz buğulanan yer kadarına bir kalp çizersiniz içine isminizin baş harfini koyar diğer tarafa ise tam koyacakken parmak ucunuzun nekadar da soğuk olduğunu düşünür kaldırıp dudaklarınızın arasına alıp ısıtırsınız ve sonra O nun baş harfini çizersiniz buğudan kalbinizin içine ...Nerden biliyorum diy mi??? Çünkü camı biraz evvel sildim ve yeniden hohladım 62 den tavşan yapıyorum da ordan biliyorum Smiley.....
Agnus Dei
24  Sohbet - Yaşam / Romantizm / GÖZLERİMDEKİ HÜZÜN : 06 Aralık 2007, 15:49:53

Hüznüm gözlerimde kaldı sanırım çünkü içimdeki hırçınlığa sahip olamama zamanlarındayım...Tüm dur durak bilen duygularıma sahip olamıyorsam eğer koca bir jiletle çiziyorsam içimdekileri kanamalı bu duyguları hala içimde taşıyorsam gözlerimde kalan hüznüme dua et....

Agnus..
25  Sohbet - Yaşam / Romantizm / PARANOYALARDA KAYBOLMA : 06 Aralık 2007, 15:43:47
Önce çok seversin ...Sorgulamadan kendini, yaptıklarını, yaşadıkların çekildikçe girdiğin dipsiz vuslatlardan hiç çıkmak istemediğin bir anda tüm içine atmalarınında tetiklemesiyle uyanırsın....Birde bakarsın günışığı çok yukarlarda seyrediyor...Kıskanç bir insansındır artık, hava ve su O nu kaybetme korkusunun yanında esamesi okunmayacak kadar önemsiz kalmıştır...Her buluşmada, her O na varışta, her O nla tek vücut oluşlarda aynı tedirginlik " Hala benim mi, aklında fikrinde hala ben mi varım" ....Sen artık bir paranoyaksındır kendi gözlerinden dahi kendini kıskanan. Tek optimist yanın hala kendini bilmen...Kendini tanımaz olduğunda kendinden sebep aldatılma hıncıyla yok edeceğin tek şey kocaman bir SEVGİDİR ...Dahası mı ? Kötü yaşanmışlıklar yüzünden yeni ilişkilere güvensiz başlama paranoyaları .....
Agnus
26  Sohbet - Yaşam / Makaleler / Sürümüyüz Ulusmu - Prof.Dr. Ahmet Taner Kışlalı : 06 Aralık 2007, 15:38:16
SÜRÜ MÜYÜZ, ULUS MU?
Atatürk, niçin "en büyük eseri" saydığı cumhuriyeti gençliğe emanet etti. Niçin geleceğin siyasal iktidarlarının "kişisel çıkarları" nedeniyle düşmanla işbirliği yapabileceği olasılığını bile düşündü de, gençlikten bir an bile kuşkulanmadı?Atatürk'ün "Gençliğe Sesleniş"i ile ünlü Bursa konuşmasını yan yana koyduğunuzda ortaya çıkan görünüm çok anlamlıdır.

* * * Gençlik yaşla ölçülmez, tutumla ölçülür.Bernard Shaw, bir zamanlar, "Yirmisinde komünist olmayanın kalbi, kırkında hâlâ komünist olanın ise aklı yoktur" demişti.Genç insan yeniliklere açıktır. Köklü değişikliklerden korkmaz. Daha iyi bir yarın için savaşmaktan çekinmez.Enerji, değişikliklere uyum yeteneği ve kolaylığı demektir. Yıllar geçtikçe enerjisi azalan kişi, uyum göstermek için yeni çabalar gerektirecek köklü değişikliklerden korkmaya başlar. Üstelik yeni durumlara uyum sağlamak için zamanının da giderek azaldığını hissetmektedir. Yıllar boyu süren çabaların ürünlerini yitirme korkusu, yaşlıları tutucu olma yönünde etkiler. Gençlerin ise yitirecek bir şeyleri yoktur. Çağdaş toplumda gençlik, genellikle yetki ve sorumlulukların dışına atılmış bir kesim oluşturur. Bir çıkar bağı içinde, düzenle bütünleşmemiştir. Sırtında kendisinin dışında kimsenin sorumluluğu yoktur.Gençlik yıllarında benimsenen bazı siyasal görüşler zamanla ılımlaşır. Bir ölçüde de gerçekleşme olanağına kavuşur. Yaşama geçtikçe değişmemesini istemek doğaldır. Ama o süreç, insanları aynı zamanda tutuculaştırır. Mutlak krallığa karşı anayasal krallığı savunanlar ilericiydi. Ama anayasal krallık gerçekleşip de karşılarına cumhuriyetçiler çıkınca, tutuculaştılar. Her toplumsal hareket giderek kurumsallaşmaya ve dolayısıyla uysallaşmaya, tutuculaşmaya yüz tutar. Oysa gençlik sürekli yenilendiği için kurumsallaşamaz, kalıplaşamaz.
* * *Ve tüm bu niteliklerinden dolayı, gençlik "idealist"tir!İnandığı ülkelerin peşinden koşmasına engel olacak çıkar bağları yoktur. Üstelik de gelişmiş ülke gençlerinde "ulusal" değerler öne çıkar.Kemalizm neyi öngörüyordu?Toplumu çağa taşımayı kolaylaştıracak en ileri kurumları getirmek ve eskidikçe onları da yenilemek!Bu bir "sürekli devrim" anlayışıydı. Atatürk, en ileri kurumların bile günün birinde "eskimiş düzen"e dönüşmesinin kaçınılmaz olduğunun bilincindeydi. Sürekli devrim, sürekli ileriden yana olmak demekti. Bu nedenle de "sürekli devrimci"de iki temel nitelik gerekiyordu: Çıkarlarının düzenle bütünleşmemiş olması ve yeniliklere uyum gücü.Ve bu iki nitelik, sadece ve sadece gençlikte vardır. Bundan dolayı da "Büyük Devrimci", en çok gençliğe güvenmiştir.

* * * 1920 başlarında İstanbul'un işgal edildiği gün, ikisi hoca olan üç milletvekili Vahidettin'le görüşmeye gitmişti. Padişah, düşman güçlerinin isteklerine boyun eğilmesi gerektiğini söylüyordu. Oysa karşısındakiler farklı görüşteydiler.Rauf Bey şöyle diyordu:- Millet, haysiyet ve istiklale aykırı bir kaydı kabul etmemeye kesin kararlıdır. Milletin sizden istirhamı, haysiyet ve istiklale aykırı bir anlaşmaya imza koymamanızdır. Aksi takdirde istikbali çok karanlık görüyoruz.Vahdettin sesini yükseltti:- Rauf Bey, milelt bir koyun sürüsüdür! Bu sürüye bir çoban lazım! İşte o çoban benim!..."Millet" koyun sürüsü olmadığını Kurtuluş Savaşı'nda kanıtlamıştır. Ama şimdi, yeni Vahdettinler türemiştir... Tarihi, yalanlarla tersyüz etmek isteyen ve gençlerin çobanlığına soyunan yeni Vahdettinler...Sürü olmadığını kanıtlama sırası şimdi "gençlik"tedir!Ve kanıtlayacaktır!
Prof Dr. Ahmet Taner Kışlalı
27  Sohbet - Yaşam / Makaleler / Atatürk ü aşkla anıyoruz - Can Dündar : 06 Aralık 2007, 15:35:41
 


Atatürk’ü Aşkla Anıyoruz
10 Kasım 2007 Cumartesi günü, ulu önderimiz Mustafa Kemal Atatürk'ün aramızdan ayrılışının 69. yıldönümünü yaşayacağız. Yine bayraklar yatıya inecek yine 09:05’te sirenler çalacak yine gözlerimiz buğulanıp, yüreğimiz sızlayacak. Ve Atatürk'ü düşüneceğiz hepimiz.Biz de Atatürk'ü bu hafta, tepeden tırnağa duygu dolu dönemler yaşadığı haliyle anmak istiyoruz, "Neden duygusal hayatını hiç konuşmayız, aklım almıyor Büyük adamlar tarihte özel hayatıyla değerlendirilir Fransızlar; Napolyon'un aşklarınıciltler dolusu kitapla anlatır Ata'nın özel hayatı da saklanmamalı" diyen Başkent Üniversitesinden Prof. Dr.Ahmet Mumcu’ya katılıyoruz ve Atatürk'ü aşklanyla yad etmek istiyoruz. Latife ve Fikriye Hanımları zaten bilmeyenimiz yok.Bu yüzden biz size diğer yaşanmışlar ya da yaşandığı iddia edilenlerle ilgili bilgiler vermek istiyoruz. İşte, sevdalarıyla Atatürk...NADİRE (Komşu Kızı)Birkaç yıl önce bu aşk hikayesini Can Dündar yazdı. Biz de tekrar hatırlatıyoruz: Mustafa Kemal, Selanik'te öğrenciyken, Nadire adında bir komşu kızı varmış. Ciğerlerinden hasta olan bu kız Mustafa Kemal'e aşıkmış. Bu askını hissettirmek isteyen Nadire, sonunda konuyu arkadaşı Hatice'ye açmış. Hatice de, Zübeyde Hanımı ziyarete gittiği bir gün kopardığı bir karanfili Mustafa Kemal'in odasına girerek tarih kitabının üzerine bırakmış. Az sonra Mustafa Kemal eve gelince odasındaki karanfili fark ederek Hatice'ye tebessüm etmiş. Aradan epey bir zaman geçmiş. Bir gün Hatice, Zübeyde Teyze’sinin kendisini oğlu Mustafa'ya istediğini öğrenmiş. Ama Hatice'nin annesi, Mustafa asker olup ulaklara gidecek diye bu izdivaca yanaşmamış. Konu kapanmış.Yıllar geçmiş. Mustafa Kemal "Atatürk" olmuş. Evlenip çoluk çocuğa karışan Hatice, yaşadıklarını 1970'lerde bir kış günü, Kocaeli'nde Maarif Müdürü olan apartman komşusu Münir Hayri Bey'e anlatmış. Münir Hayri, daha sonra sinema tahsili için yurt dışına gitmiş. Döndüğünde Atatürk kendisinden hayatını beyazperdeye yansıtacak bir senaryo yazmasını istemiş. Senaryonun esaslarını da bizzat dikte ettirmiş. "Filme başka neler koymalıyız?" diye sorduğunda Münir Hayri biraz da çekinerek. "Her filmde kadın ve aşk unsuru aranır, bilmem nasıl emredersiniz?" demiş ve yıllar önce Hatice'den dinlediği hikâyeyi Atatürk'e nakletmiş. Hatırlamış Atatürk; gülmüş: "Ben. Hatice'nin o karanfili kendi hesabına koyduğunu sanmıştım" demiş. Ve devam etmiş: "Hatice zekası, güzelliği ve terbiyesiyle örnek bir kadındı. Her vakit hayatımın en degerli hatıraları arasında kalacaktır." Sonra Nadire'yi de hatirlamış:'"O kızcağızı da bir kâtiple evlendirdiler. Sonra öldü
28  Cafein Ailesi / Tanışalım / Agnus Dei Selamı : 05 Aralık 2007, 23:37:09
Merhabalar, yeni bir forum atraksiyonu varmış haber aldım geldim...Ben Selina. Diliyorum paylaşımlarda birbirimize yardımcı olurken tüm öğretici yanları ile bir forum nasıl olur hep birlikte ele, aleme gösteririz Cheesy

Sayfa: [1]
Sitemap
1, 2, 3, 4, 5, 6, 7, 8, 9, 10, 11, 12, 13, 14, 15, 16, 17, 18, 19, 20, 21, 22, 23, 24, 25, 26, 27, 28, 29, 30, 31, 32, 33, 34, 35, 36, 37, 38, 39, 40, 41, 42, 43, 44, 45, 46, 47
||| Sitemap 2|| Arsiv|| XML|| Wap|| Wap2|| Wap Forum|| Rss||| Tema Yapımcısı panic
eXTReMe Tracker